ALEM BAHANEDİR VARLIĞIN İÇİN

 

ALEM BAHANEDİR VARLIĞIN İÇİN

(Zeynep Hatun)

 

Bu okunan ilahinin bir yerinde Zeynep Hatun şöyle diyor:

 

Hem göründün hem gizlendin her yerde

 

Allah her yerde görünür.Fakat ne kadar aşikar olsa,gözü olmayan göremez.Peki bu alem gözsüz müdür? Bu alemin gözleri yok mu? Niçin bazıları görüyor da bazıları göremiyor? O da hem göründün,hem gizlendin her yerde diyor.Herkeste göz var ama,Hakk'ı görmeyen göze,Cenabı Allah "kör" diyor.Nasıl Kur'anı Kerim'de buyuruyor: "Onları gözleri vardır,görmezler" Demek ki göz başka görmek başka.Nice insanlar vardır,gözlüdür fakat görmezler,kördür.Demek gören ayrı bir şey imiş.Yalnız bu görüş gözden oluyor,göz,görmeye bir vasıta oluyor.Bu baş gözlerimiz ancak bu eşyayı ve suretleri görür,gerçek manayı bu gözler göremez.Allahu Teala Hazretleri hem suret,hem mana olduğu için,sureti gören gözler bu suretlerle görünenin Allah olduğunu bilmedikleri için görmüyorlar.Öyle ise gören ne imiş? Gören irfaniyet imiş.İrfaniyet ise,kişilerin kalb gözlerinin açılması olarak kabul ediliyor.Bir insanın kalb gözü açıksa,o gerçekleri görür.Baş gözü ancak suretleri görür.Bu kainat da zaten suret alemidir.İşte buna istinaden ayeti kerimede (Velehüm azanun layesmeune biha) Onların gözleri var görmezler, "kulakları var işitmezler" Bu suret olan kulak,başımızdadır.O halde bu kulaklar da bir surettir.Onun için bu kulaklar sadayı işitir,ancak sadanın manasını işitmezler,bu manayı işiten kalb kulağıdır.

Nasıl bu suret vücudumuzun gözleri,kulağı,dili var ise,kalbin de,aynı şekilde gözleri,kulakları ve dili vardır.Kalb gözü manaları görür.Çünkü Allah hem suret,hem de manadır.Bu vesileyle de mana olan gerçekleri kalb kulağı dinler,duyar anlar.

Hem gizlendin hem göründün her yerde,sözünün anlamı budur.Kalb gözleri kapalı olanlara gizlendi,kalb gözleri açık olanlara da göründü.İşte bu sözün hikmeti budur.Yine ilahisinin başka bir yerinde diyor ki;

 

Kendi suretinde Adem yarattın

 

İlk bakışta Allah'ın insanlara,insanların da,Allah'a benzediği anlamı çıkıyorsa da,burada evvela suret nedir? onu bilmemiz lazımdır.Aşıklar,ehlullah,şeriata muhalif bir söz söylemezler.Resulullah Efendimiz bir hadisi şeriflerinde (Halakallahü ademe ala suretihi) buyuruyor. "Allahu Teala Adem'i kendi sureti üzerine halketti." Burada da suret diyor.Biz suret deyince bir şekil anlıyoruz,esasında suret şekil demek değildir.

Biraz evvel de dedik ki Allah hem manadır,hem surettir.Allah'ın mana oluşu zatı itibariyledir.Fakat zatı da suretlenmeyince idraki mümkün değildir.Onun için Resulullah Efendimiz (La tefekkerü fi zatillahi tefekkerü fi alaillahi) "Siz Allah'ın zatını tefekkür etmeyin ancak,sıfatlarını tefekkür edin" buyuruyor.Buradan şu anlaşılıyor.Zatı,sıfatlarından ayrı değildir.Siz sıfatlarda zatı ilahiyeyi arayınız.

Bu konuyu bir misalle açıklayacak olursak; bir elma çekirdeğinin içersinde elmanın ağacı,kökü,dalları,budakları inkar edilebilir mi? Edilemez.Çünkü o çekirdeğin içersinde bunların hepsi var.Var olduğu görünmüyor,ama biliniyor.Bunun tecrübesini yapacak olursak,yetiştirici evvela çekirdeği toprağın içersine atar.Isıyı,suyu,havayı verir.Bu durumda çekirdek filizlenir,sonra o filizler ağaç olur ve elmasını vermeye başlar.Bu misalden o çekirdeğin içersinde elma ağacının mevcut olduğunu ilmen anlayabiliriz.

Burada vermiş olduğumuz misalden anlaşılacağı üzere,Allahu Teala Hazretleri zatı itibariyle bir çekirdek gibidir.Sıfatlanması halinde suretlenmiş olur.Allah'ın varlığı da bu şekilde anlaşılmış olur.

Nasıl o çekirdek,filizlenip büyüyünce ağaç oldu.Kendi meyvesini gösterdi ise,Cenabı Allah da zatını hayatıyla izhar edip açığa çıkardı.Ayrıca ilmiyle, duymasıyla, görmesiyle, iradesiyle,kudretiyle,kelamıyla zatını açıklamış oluyor.İşte Allah Adem'i kendi sureti üzere halk etti,denilmesinin manası budur.Suret sıfatlar demektir.Biraz önce dedik,Allah hem surettir,hem manadır.Zatı itibariyle manadır,sıfatları itibariyle de surettir.

İşte Allah'ın sıfatları bu saymış olduğumuz sıfatlardır.Bu sıfatlar nerededir? Eğer biz Allah'ın bu sıfatlarını arayacak olursak nerede bulabiliriz? Ancak insanlarda bulabiliriz. Bundan dolayı Mısri Niyazi Efendi Hazretleri bir nutkunda diyor:

 

Hakkı istersen yürü insana bak

Şemsi zat yüzünde Rahşan eylemiş

 

Cenabı Allah kendi suretini Adem'de tecelli ettiriyor.Adem'e emanet olarak veriyor.Fakat,insan bu emanetin kendine verildiğini cehaletinden dolayı bilemiyor ve kendi malı gibi kullanıyor.Sonra da zalim ve cahillerden oluyor.Eğer bu sıfatları Cenabı Allah'ın kendisine emanet olarak verdiğini bilseydi,o emaneti iyi muhafaza eder ve emanete ihanet etmezdi.Nasıl ki bir insan arkadaşına bir emanet verir,arkadaşı da o emaneti canı gibi muhafaza eder,çünkü emanettir.Arkadaşı gelip o emaneti isteyecek.Fakat sen o emaneti kendi malın gibi kullanmış isen,arkadaşın sana kırılır,gücenir.Sen de emanete ihanet etmiş sayılırsın.

Demek ki kendi suretinde adem yarattın,denilmesindeki hikmet,Cenabı Allah'ın insanları kendi sıfatlarıyla halk etmesinden dolayı olmuş oluyor.

Bir insanın insan oluşu,bu sıfatlarladır.Muhiddini Arabi Hazretleri insana neden insan ve halife denildi? diyor.Cenabı Allah'ın tüm varlıklarını inhisar altına aldığından dolayı diyor.Demek ki Allah'ın mevcut olan varlığı sayılan,sübut olan bu sıfatlarıdır.İnsanı insan yapan,bu sıfatlardır.İşte bu suret üzerine Cenabı Allah insanları halk etmiş oluyor.Bunları bilip anlayan,idrak eden bir kimse gerçekleri anlamış olur.Fakat kendisinde mevcut olan bu varlıkların Hakk'ın olduğunu bilmeyip de kendisinin olduğunu zanneden kimselere yarın bunun hesabı sorulacaktır.Çünkü Cenabı Allah bizlere soruyu,verdiği varlıklardan dolayı soracaktır.

Mevlana Hazretleri namazı tarif ederken,kişi kıbleye doğru durur,ellerini kaldırır Allahuekber der,ellerini bağlar sonra Sübhanekeyi okur.Euzü Besmele çeker,Fatihayı Şerifi ve zammı sureyi okur.Buna rağmen Cenabı Allah yine sorar: Ey kulum sen şimdi bu okumayı bırak da,ben sana el verdim,ayak verdim,göz kulak verdim,dil verdim sen bu verilenleri hangi şekillerde sarfettin,haber ver deyince kul düşünür,düşünür,bir cevap veremez.Soru cevapsız kalır ve hemen rükuya eğilir,Allah'ı tesbih etmeye başlar.Sübhane Rabbiyel Aziym der.Yine Allahu Cülcelal Hazretleri,ey kulum ben senden bunu istemiyorum,sana verdiklerimi nereye sarfettin.Senden bunun cevabını istiyorum.Kul yine aciz kalır yere kapanarak secdeye varır ve Allah'ı tesbih etmeye başlar.Sübhane Rabbiyel Ala,sen en yükseksin Yarabbi der.Ey kulum anlıyorum,sen beni övüyorsun,ululuyorsun,ama ebn senden bunu istemiyorum.Secdeden kalk otur ve biraz düşün! Tahiyyata oturuyoruz.Oturmak zaten farzdır.Ettehiyyatü'yü okumak vacibdir.Ne deniliyor,bir teşehhüt miktarı oturmak namazın şartlarından birisidir.Teşehhüd.Kelimei Şehadeti söylemektir.

Kıyam: ayakta durmak,okumak,rüku,secde,kadeyi ulada teşehhüt miktarı oturmak,bunlar namazın farzlarıdır.Onun için bir miktar oturmaya müsaade ediyor.Fakat yine de verdiklerini nereye sarf ettiğini bulamayınca başını sağ tarafa çevirir,orada melekleri, peygamberleri görür,onlardan yardım talep eder.Ey melekler ve peygamberler ben sizin tümünüze inanmıştım,şimdi benim halimi görüyorsunuz,Rabbımla baş başa kaldım.Sorduklarına da cevap veremiyorum,ne olursunuz bana yardım ediniz der.Melekler ve peygamberler derler ki; Biz Allah'la kul arasına giremiyoruz,senin ne derdin var ise Allah ile gör.Bu defa başını sol tarafa çevirir,orada da en yakınlarını görür ve yakınlarından yardım ister,onlar da biz Allah'la kul arasına giremeyiz,artık sen Rabbına dua et,Rabbından başka sana yardım edecek yoktur derler.O zaman ellerini havaya kaldırır,gözlerini semaya diker.Ey Allah'ım işim sana kaldı,halimi ancak sen bilirsin der.

Burada bu mevzuları anlatırken,sakın yanlış anlaşılmasın,biz namazı,ibadeti inkar etmiş değiliz.İbadetin hakiki manasını anlatmaya çalışıyoruz.Yoksa,Allah'ın kulunun yapacağı ibadete ihtiyacı yoktur.Biz ibadetimizi yapalım,velakin bizde olan varlıkların emanet olduğunu unutmayalım.Eğer bir insan kendisini ve Rabbını anlamış olsaydı,bu sorulara muhatap kalmazdı.Rabbımız bizden bunu istiyor.Onu tevhid edelim ve bilelim.Onun için,yapmış olduğumuz ibadetler bizlere bu hakikatları anlatmaya çalışıyor.İbadetimizi yapacağız.Çünkü kulluğumuzun icabı budur.Fakat yalnız ibadet yapmakla kalmayıp,kendimiz ve Rabbımızı öğrenmeye çalışacağız.Bir insan Rabbını öğrendiği zaman da Cenabı Allah o kişiye sual sormayacaktır.Çünkü o kul,elinden işleyen,gözünden gören,ayağından yürüyen,dilinden konuşan,kulağından işiten Allah olduğunu idrak etmiştir.İşte böyle kimselere soru sorulmayacaktır.

Madem ki hal böyledir,öyleyse bu alemde yaşıyorken Cenabı Allah insana son nefese kadar fırsat vermiştir.Bu fırsatı değerlendirmek gerekir.Cenabı Allah,mukaddes kitabı Kur'anı Kerim'inde (Ve tübü ilallahi tevbeten nesuha) Tevbe kapıları kapanmazdan önce tevbeye koşunuz buyurmaktadır.Çünkü Allah'ın bir ismi de Tevvabtır.Tevvabur Rahiym: Tevbeleri kabul eden demektir.Yani,günahları tevbe ile bağışlayan demektir.İşte biz de tevbe kapıları kapanmadan hemen tevbeye koşalım,kendimize bağlamış olduğumuz varlıklara tevbe edelim.O zaman Allah'ın affına mazhar oluruz.Yoksa sen Allah'ın varlığıyla Allah'a şirk koş,ortakçı ol yine,tevbe et Allah böylelerin tevbesini kabul etmez.

İnsan ölüm yatağına düşüp öleceğini anlayıp da tevbe ederse,işte bu anda edeceği tevbe artık kabul olmaz.O andan itibaren tevbe kapıları kapanmıştır.

Demek ki bir insan sağ salim iken,ölüm yatağına düşmeden varlık sahibini anlaması lazımdır.Varlık sahibi Allah iken,insan da ikinci bir varlık sahibi olursa tevbe etmiş sayılamaz.Cenabı Allah Kur'anı Kerim'inde; (Tevbeten nasuha) "Siz nasuh tevbesi yapınız" buyuruyor.Nasuh: Yapılan hatalardan vazgeçmektir.

Mevlana Hazretleri,bu nasuh tevbesini şöyle anlatıyor: Zamanın birinde Nasuh isminde birisi kendini kadın suretinde gösterip,hanımların tellaklığını yapıyor.Epey bir zaman bu görevini devam ettirir,bu vazifenin devamında bir gün,bir vezirin kızı hamamda yüzüğünü kaybediyor.Tabi kız vezir kızı,yüzük kıymetli inciden.Hamamcıya haber veriliyor.Vezirin kızı hamamda yüzüğünü kaybetmiş,hemen hamamın kapıları kilitleniyor.Tabi herkes sırayla aranacak.Kadınları sıradan anadan doğma aramaya başlıyorlar.Bu anda Nasuh'tan ter boşanmaya başlıyor,sıra kendisine yaklaştıkça korku ve heyecan haddini buluyor ve sıra Nasuh'a gelmeden bir önceki kadında yüzük bulunuyor.Böylece Nasuh'ın sırrı meydana çıkmadan kurtulmuş oluyor.Ama ondan sonra da tevbe ediyor.Artık bir daha böyle bir şeye teşebbüs eder mi? Etmez.İşte bir kimse de Allah'ın varlığıyla var olmuş,haberi yok.Fakat ne zaman kontrolden geçiyor,anlıyor ki kendisi hata etmiş ve bu hatasından tevbe ediyor.Fiiline tevbe ediyor,sıfatlarına tevbe ediyor,vücuduna tevbe ediyor.Yani eski zan ve bilişlerini neshediyor,onları kaldırıyor.İşte bu tevbe kabul olunur.