ALİ İMRAN SURESİ

 

ALİ İMRAN SURESİ

 

Okunan Kur'an-ı Kerimde Cenabı Hak Teala Hazretleri,kendisinin,yerlerin ve göklerin maliki yani sahibi olduğunu açıklamaktadır.Bu ayeti kerimede buyruluyor. (İnne fi halkıssemavati vel'ardı vahtilafil leyli vennehari leayatin liulil elbab) "Yerlerin ve göklerin halk edilmesi,gece ve gündüzün ihtilafında akıl sahipleri için ibretler vardır." Yani,Cenabı Hakk'ın yerleri ve gökleri halk etmesindeki hikmetlerinin ne olduğunu,akıl sahipleri düşünürler.

Buradaki (Liulil elbab) sözlerini büyük müfessirler,akıl sahipleri diye bildirmişler ise de,Muhiddini Arabi Hazretlerine göre (Liuli elbab) "Kalb sahipleri" olarak açıklanmaktadır.Şimdi,ister akıl sahipleri olsun,isterse kalb sahipleri olsun bakalım akıl sahipleri nasıl düşünürler? Kalb sahipleri nasıl düşünürler? Bu mevzuyu biraz inceleyelim.

Akıl daima maddeyi düşünür ve hududludur.Akıl manayı düşünemez. Çünkü, mana aklın ardındadır.Hani Cebrail Aleyhisselam Peygamber Efendimizi Mirac'a çıkarırken, kendisinin öz bir makamı var idi.Cebrail Aleyhisselam oraya gelince.

 

Bunda hatmoldu benim seyrangahım
Maverasından dahi yok agahım

 

Buyurdular.Yani,demek istiyor ki,benim durağım buraya kadardır,ben buradan ileriye bir zerre adım atamam.

Maverasından dahi yok agahım,yani,onun ötesinden benim haberim yoktur demektir.Çünkü,akıl hududludur.Hududunu geçemez.Maneviyat ise,aklın ötesinde olduğu için,akıl sahipleri bu ayeti kerimeyi şöyle düşünürler.

Yağmur,bizlere yukarıdan yani göklerden iniyor.Yerler de bizim rızkımızı bitiriyor.Eğer yukarıdan Cenabı Allah yağmurunu inzal etmese idi,yeryüzü bizlere rızık bitirmezdi.Görüldüğü gibi gökler,yağmurunu inzal ediyor.Yerler,bizim rızkımızı bitiriyor.Böylece rızık temin edilmiş oluyor,diye düşünür.Hatta insanlar ve bütün mahlukat,rızıklarını gökler ve yerlerden temin eder.

Gece ve gündüzün halk olunup da,birbiri arasındaki uzayıp kısalmasındaki hikmet,bu gece gündüz,niçin halk olunmuş,akıl sahipleri bunları dahi düşünürler.

Gündüzler,çalışıp maişetimizi temin etmek için halkolunmuştur.Gecenin halkolunması da istirahatımızı temin etmek içindir.

Peki,bu hikmetleri kalb sahipleri nasıl düşünürler? Burada maneviyatı idrak eden kalbdir.Kalb,yerlerin ve göklerin halk olunmasının tefekürüne daldığı zaman da; Yine Kur'an-ı Kerim' göz atarız.Resulullah Efendimize hitaben söylenmiş başka bir ayeti kerimede buyruluyor. (Yes'elühü men fissemavati vel ard külle yevmin hüve fi şe'n) Fakat burada Peygamber Efendimizin ismi şerifleri geçmiyor.Öyle ise,Kur'an-ı Kerim yalnız Peygamber Efendimize inzal olunmuş değildir.Bu hitap bütün insanlaradır.

Ayeti Kerimenin anlamı, "Gökler ve yerlerdekiler onu sorarlarsa (de ki:) Rabbım her an bir görüntüdedir." Akıl sahibi olanlar,bu göklerin ve yerlerin halkiyetini düşündükleri zaman göklerin ve yerlerin Allah'ın bir görüntüsü olduğunu idrak ederler.Gece ve gündüzün ihtilafını da düşünürler.Her ne kadar bunlar,gece ve gündüz olarak isimlendirilmiş olsalar dahi,nasıl her şeyin zahir ve batın anlamları varsa,buradaki gece ve gündüzün de batın anlamları vardır.Bunlardan birisi kesrete,birisi vahdete işarettir.

İnsan,bunu aklen de düşünür,gece hali bastığı zaman hiç bir canlı kalmıyor,her birisi yuvasına girip istirahatına çekiliyor.Kim kalıyor? Bir zatullah kalıyor.Allah'ın zatından başka bir mevcut kalmıyor.Her birisi,kendi yuvasına girip istirahatına bakıyor.Bütün alem burada,yani gecede gizlenmiş,bir zatı ilahiye kalmış oluyor.

Kalb sahiplerinin gece ve gündüzden çıkarmış oldukları mana,gece vahdete,birliğe işarettir.Gündüz dahi kalabalığa.,yani kesrete işarettir.

Sabah olunca,kurt,kuş,insanlar yuvasından çıkıp her biri kendi maişetini temin etmek için,bir çabaya geçiyor,çalışmaya geçiyor.İşte hakikatte gece ve gündüzün getirdiği mana bu olmuş oluyor.Bundan sonra ayeti kerime devam ediyor. (Ellezine yezkürunallahe kıyamen ve kuuden ve ala cunubihim) Burada bir kelime geçiyor.Ellezine,yani şol kimseler kimdir? Onlar daha önce sözü geçen,akıl ve kalb sahipleridir. "Akıl ve kalb sahipleri olanlar,Allah'ı ayakta iken zikrederler.Oturdukların da da zikrederler,yattıkları zaman dahi zikrederler." Bir insan,bu üç halden başka bir hale geçemez.

İnsan,ya ayakta olur,yani yürür vaziyette olur.Ya oturur vaziyette olur,ya da yatar vaziyette olur.İşte,bu üç halde dahi Allah'ı hatırlıyor,anıyor,zikrediyor.İşte bunlara,kalb sahibi olarak hitap olunuyor.Mevlüt sahibi Süleyman Çelebi Hazretleri ilhamını bu ayeti kerimeden almış ve demiştir:

 

Her nefeste Allah adın de müdam
Allah adıyla olur her iş tamam

 

Bir insan her nefes Allah'ı zikrediyorsa,o kimse akıl ve kalb sahibidir.Akıl ve kalb sahibi olan bir kimsenin,her nefes zikre sahip olabilmesi nasıl olur? Bu bir sebebledir.Sebebsiz,mümkün değildir.Başka bir ayeti kerimede buyruluyor. (Fes'elu ehlezzikri in küntüm la ta'lemun) "Siz zikrullahı bilmiyorsanız ehlinden sorunuz.Yani bu kalbi zikrin nasıl olduğunu bilmiyorsanız,ehlini bulup ehlinden sorunuz" demektir.

Yine bir başka ayeti kerimede buyruluyor: (Vebtegu ileyhil vesilete...) "Ey iman edenler Allah'a yakın olmak istiyorsanız,bir vesile arayınız ve bu vesileyi aramakta çok cehd ediniz ki,felah bulasınız.Yani,kurtuluşa eresiniz."

Şu halde,böyle iman etmiş kimseler iman ettiği halde,Allah'tan korkmuyor ve Allah'a yaklaşabilmesini ümit etmiyor,yaklaşmaya da teşebbüs etmiyor.Eğer inanmış bir kimse Allah'tan korkuyorsa ve Allah'a yaklaşmak istiyorsa,veyahut,ben Alah'a iman ettim,Allah'tan korkuyorum,bu korkmamdan dolayı da yakınım diyorsa,o zaman işte bu ayeti kerimenin inzal olmasına sebep olmuş olur.

Mademki ayeti kerime iman edenlere bu buyrukta bulunuyor,öyle ise,biz iman ettiğimiz halde düşünelim,bakalım Allah'tan korkuyor muyuz ve Allah'a yakın olabiliyor muyuz?

Herkesin,kendini bilmiş olduğuna dair Kur'an-ı Kerimde işaretler vardır. (Küllümriin bima kesebe rahinun) "Herkes kendi halini görücü ve bilicidir." Şu halde herkes,kendisine dikkat etsin.Kendisinin,ne karakterde olduğunu insan bilmez mi? Elbette bilir.Öyle ise,biz iman ettiğimiz halde niçin bu ayeti kerime inzal olmuş? İşte burada imanlar kısım kısımdır.

Yine başka bir ayeti kerimede buyruluyor (İnnemel mü'minün ellezine iza zükirallahu vecilet kulubühüm ve ize tulüyet aleyhim ayatühü zadethüm imanen ve ala Rabbihim yetevekkelun ellezine yukimünessalata ve mimma razaknahum yünfikun) "Allah'a iman edenlerin,kim Allah'a iman etmiş ise,Allah zikredildiğinde onların kalbleri titrer.Onlara bir ayet okunsa imanları artar.İşte bunlar namazlarını kılanlar ve rızıklandırdığımızdan verenlerdir."

Burada bize bir işaret var.Biz,eğer Allah'ı zikrediyorsak kalbimizi kontrol altına alalım,bakalım kalbimizde titreme oluyor mu? Haydi diyelim kalbimizde titreme olmuyor,şimdi de bakalım,bir ayet okunduğu zaman,imanımızın arttığını görebiliyor muyuz?

Bu kadar Kur'an-ı Kerim ayetleri dinliyoruz,imanımızın artıp artmadığına bir göz atalım.Eğer imanımızda bir artma olmuyorsa,biz okunan ayetlere uygun olamıyoruz demektir.Şimdi daha evvel bıraktığımız yere dönelim.

Akıl ve kalb sahipleri kimler imiş? Onlar Allah'ı her nefes zikredenler,aynı zamanda zikri ehlinden sormuş ve öğrenmiş kimselerdir.Böyle kimseler bir ayet okunduğunda, imanlarının fazlalaştığını müşahade ederler.

Bu sebepten dolayı,vesile ayeti bu şekilde iman edenler için değildir. İmanların, kısım kısım olduğunu biraz evvel söylemiştik.Bu imanlar,İmanı Taklidi,İmanı İstidlali ve İmanı Tahkiki dir.Kur'an-ı Kerim'de geçen bu hitap ise,taklit iman sahiplerinedir.O kimseler taklit olarak iman etmişlerdir.

Taklit iman sahibi olanların imanının istidlali ve tahkiki olabilmesi için bir vesile aramaları gerektiğini Cenabı Hak Teala Hazretleri bizlere şu ayeti kerime ile beyan etmektedir. (Vebtegu ileyhil vesilete ve cahidü fisebilihi) Böyle taklit imana sahip kimseler,zikri öğretenin ehlini arar,bulur ve zikri daimle kalbinin titrediğini müşahade eder.Bir ayet okunduğu zaman da onların imanları artar.

Ayet,yalnız Kur'an-ı Kerim'de yazılmış olan ayetler anlamında değildir.Ayet: Allah'ın varlığını gösteren delillere de denilmektedir.

Başka bir ayeti kerimede (Senurihim ayatina fil afaki ve fi enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm ennehul hakku) "Biz onlara nefislerinde ve afakta ayetlerimizi göstereceğiz,taki onlara Hak belirsin için." İşte böylece ehli zikri bulan ve ona bağlanan bir kimseye bu zikri daimle Allah'ın ayetleri gösterilecektir.

Allah'ın ayetleri,en evvela sıfatlarıdır.Sıfat neye deniliyor? Latif olan bir varlığın,kesafetle görünmesine deniliyor.

Cenabı Hak Teala Hazretleri zatı itibariyle latifdir.Bu suret gözüyle letafeti görmek imkansızdır.

Demek ki Cenabı Hak,latif olan zatını sıfatlarıyla belirtmiş oluyor.Bir insan Allah'ı düşündüğü zaman evvela Allah'ın niteliklerini görmesi lazımdır ki bunlara da sıfat denilmektedir.Cenabı Hak,zatını sıfatlarıyla zahir etmiştir.Bu sıfatlardan sonra isimler,isimlerden sonra da fiiller,yani işler meydana gelmiştir.En son gelen,bizlere en evvela görünmektedir.

Demek ki,bir ehli zikir bulup onun maiyetine girerek tarif edildiği şekilde zikrini eda eden ve zikir sayesinde kalbini uyandıran salike bu ayetler okunmaya başlar.Sonra,bütün fiillerin Allah'ın olduğu bildirilir.İşte,böyle bir kişinin imanında elbette bir artış olur.

Buraya kadar Rabbine taklit ile inanmıştı,fiillerden hiç haberi yoktu.Bu fiillerin Allah'ın olduğu kendisine bildirildiği zaman,imanında bir artış olur ve bundan sonra sıfatları da bildirilir yine imanı artar.

Meratibi tevhid kendisine talim edildi mi,imanı olgunlaşmış olur.Camilerde vaaz,eden vaizlerimizi dinlediğimiz zaman,vaazlarının sonlarında "Cenabı Hak son nefeste cümlemizi İmanı Kamilden ayırmasın" diye dua ederler.Bu sebepten Resulullah Efendimiz bir hadislerinde; "Eğer imanlar vezne konulsaydı,yani tartıya konulsaydı Hz.Ebu Bekir'in imanı en ağır gelirdi." diyor.Demek ki,o zamanlar Hz.Ebu Bekir bütün Arablardan yaşlı olduğundan,meratibi tevhidi en evvela tahsil etmiş olduğu anlaşılıyor.

Bu vesile ile,kainat ve içinde görünenlerin her birisi Allah'ın birer ayetidir.Bu ayetlerin en büyüğü ise,insandır.Hayvanlar da,bitkiler de,birer ayettir.Velhasıl,gözümüz ne suretler görüyorsa görsün,bunların hepsi de Hakk'ın ayetlerinden başka bir şey değildir.

Bu hususu,Mısri Niyazi Efendi Hazretleri bir nutkunda bizlere açıklıyor.

 

Hep kitabı Haktır eşya sandığın
Ol okur kim seyri evtan eylemiş

 

Biz,bu görmüş olduklarımıza,eşya diyoruz.Eşya: Şey'in cemidir.Yani,bütün şeylerin cemine eşya diyoruz.Bu gördüğümüz eşyalar,Hakk'ın birer kitabıdır.Bu kitabı kimler okurmuş? Seyri evtan eyleyen,seyri meratib görenler,Meratibi Tevhidi müşahade edenler bu eşyaların birer ayet olduğunu görürler ve okurlar.Gözü açık olan kimseler,eşyalara baktıkları zaman eşyaların bir suretten ibaret olduğunu ve içindeki manayı müşahade ederler.Onun için Resulullah Efendimiz Allah'a münacatında (Ya rabbi,erinil eşyae kemahiye) "Yarabbi eşyanın hakikatini bana bildir" diyorlar.

Bu eşya sen misin,senin gayrin midir? diye Allah'a yalvarıyor.Fakat,Cenabı Allah Peygamberimize ne haberler verdiyse,bizim ondan malumatımız yok.

Resulullah Efendimiz böyle bir münacatta bulunduğuna göre,bu,biz ümmetlerine bir ihbar ve ihtardır.Resulullah Efendimize gizli bir şey yoktur.Hatta ve hatta bütün Peygamberler masumdur,günahtan beridir.Onlar tertemizdir.Hal böyle iken Fetih Suresi'nde (Liyağfira lekallahü ma tekaddeme min zenbike vema teahhara) Bakın burada Resulullah Efendimizden bahseden bir söz yok.Biraz önce dedik ki,peygamberler masumdur,günahsızdır.Öyleyse,bu ayeti kerime ne diye onun hakkında nazil olsun.

Görüldüğü gibi madem günahsız olarak yaratıldı,O'nun nesi var afolunacak? Öyle ise biraz evvelki ayeti kerime sadece Hz.Peygamber Efendimize ait değil,bütün insanlara şamildir.Burada hitap,zahirde her ne kadar Peygamber Efendimize ise de,batında bütün insanlaradır.

Muhiddini Arabi Hazretleri o kadar mert ki,yalnız ümmeti Muhammede bu tebligatı yapmıyor,bütün insanlara yapıyor.Çünkü,Cenabı Hak Rabbiul Müslimin değildir,Rabbül alemindir.Bürün alemlerin Rabbı'dır.Ve bütün alemleri kendi sevgisinden halketmiştir.Kendi sevgisinden yarattığı bir yaratığa niçin demesin? senin geçmişte ve gelecekteki bütün günahlarını affettim.Biz yeter ki kendimizi ve Rabbımızı bilmiş olalım.Kendisini ve Rabbını bilen bir kimse,bu ayete mazhar olmuş olacaktır.Bundan sonra bizim yapabileceğimiz,kendimizi okumaktır.

Biz bu aleme niçin geldik? Cenabı Hak Teala Hazretlerinin bizleri yaratmaktaki muradı nedir? Çünkü,Cenabı Allah'ın her emrinde,her yarattığında bir hikmet vardır.Şimdi Cenabı Allah'ın be alemi yaratmasındaki hikmete bir göz atalım.

Cenabı Allah,Kur'an-ı Keriminde (Hel yestevillezine ya'lemune vellezine la ya'lemun) "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyurmaktadır.

Kur'an-ı Kerimi anlayabilmek için okuyalım.Mezarlarda ölülere okunsun ve bundan maddi bir kazanç temin edilsin diye okumayalım.Kur'an-ı Kerim'i okuduğumuz zaman,basiret gözlerimizi açmamız lazımdır.Eğer Kur'an-ı anlayarak okumuş olsaydık,biz insanların niçin yaratıldığını haber vermekte olduğunu anlardık.

Bir ayeti kerimede buyruluyor (Vema halaktul cinne vel inse illa liya'büdün) "Biz insan ve cinleri başıboş gezmeleri için halketmedik,ancak bize ibadet etsinler diye halkettik." İbni Abbas'tan gelen rivayete göre,Ashabı Kiram anlayamadıkları manaları Resulullah Efendimize soruyorlardı.Yine bir keresinde,Ya Resulallah,ibadetten murat nedir? diye sordukları zaman da İbadet: Allah'ı tevhid etmek ve Allah'ı bilmektir buyurdular.

Demek ki,Cenabı Allah'ın bu kainatı yaratmasındaki hikmet,onu bilelim ve bir olduğunu tanıyalım içindir.Peki,biz bunu nasıl bilebiliriz? Bilemediğimiz mevzuları bir bilene sorarak öğrenebiliriz...Cenabı Allah,bizleri kendisini bilmemiz ve tevhid etmemiz için yaratmış.Fakat,burada tevhidin ne olduğunu da bilmemiz gerekir.Bir zahir ulemasına soracak olursak,bize,Tevhid: La ilahe illallahtır diyecek.Bu ise,tevhidin kelimesidir.

Bir insan,yalnız surette kalırsa böyle kimselere suret ehli denir.

Resulullah Efendimizin buyurdukları bir hadisi şerifleri var: "Bir evde suret olursa,o evde namaz kılınmaz." Halbuki,her ne kadar bize bu suret evleri kasdediliyorsa da,hakikatte bizim evimiz kalbimizdir.Biz kalb evlerimizde,suret bulundurmayacağız,yani bir ibadetin yalnız suretinde kalmayacağız.Bakın bu söylediğimiz La İlahe İllallah kelimei tevhidi nasıl bir suret ise,bizim kıldığımız namazlar da bir surettir,tuttuğumuz oruçlar da bir surettir.Eğer bunların hakikat yönlerini bilmiyorsak,biz yalnız sureti takip ediyoruz demektir.Aynı zamanda kalb evlerimizi putlarla,suretlerle doldurmuş oluruz.

Nasıl Peygamber Efendimiz,Mekke'de dünyaya gelip de kendisine Nübüvvet verildiğinde Kabe'deki putları kırdı ise,biz de kalb evimizdeki putları,aynı şekilde kırmaya sayu gayret sarfetmemiz gerekir.Put: Suret demektir.Suret ise,cansızdır.Şimdi yine geriye dönüyoruz.

Hak Teala Hazretleri bir ayeti kerimesinde,yine inanmış kimseleri dirilmeye davet ediyor. (Ya eyyühellezine amenustecibu lillahi velirrasuli iza deaküm lima yuhyiküm) "Allah ve Rasulü,sizi dirilmeye davet ettiğinde icabet ediniz" diyor.

Peki,bu nasıl oluyor? Böyle kimseler hem iman etmişler,hem de dirilmemişler.Biraz evvel,imanları kısım kısım ayırmıştık.Taklit iman sahipleri,Allah'a suret olarak inanmışlar.Böyle iman edenler de Allah'ın emirlerine icabet etti,oruç tuttu,namazını kıldı,ama orucun da,namazın da yalnız suretini yaptı.Onun için Mısri N            Niyazi Efendi Hazretleri bir yerde diyor.