ALLAHÜMMAHŞÜRNA Fİ ZÜMRETİSSALİHIYN

 

ALLAHÜMMAHŞÜRNA Fİ ZÜMRETİSSALİHIYN

 

Bu duanın meali "Ey Allah'ım bizi salih kullarınla haşret" demektir.Bir haşır vardır.Bir de neşir.Haşır: Allah'ta toplanmamızdır.Bütün bu alem,sonunda Allah'ta toplanacaktır.İşte o toplantıda,salih kullarını huzuruna nasıl kabul etmiş isen,bizleri de öyle kabul et diyoruz.Peki,salih ne demektir?

Bütün mü'minler,evliyalar,peygamberler,bunların hepsinin ilk adı (ilk özelliği) salihtir.Bunun tersi de dalalettir.Onun için,Fatihayı Şerifte,yollarını şaşırmış,dalalete düşmüş kişilerden bizi eyleme,diye dua ederiz.

Bir insan nasıl salih kul olabilir? Hak Teala Hazretleri,Kur'an-ı Kerim'in de bir çok peygamberleri övdü ve o peygamberler ki (Salih bir kul idi) diyor.Bir insan,salih olmayınca onun mü'minliği de taklit olur.Peki,bir insan nasıl salih olabilir? Bir insan,Allah'a iman ettikten sonra ki evvela iman gelir.Bununla beraber Allah'ın emir ve yasaklarını da gözetir,emirlerini yapar yasaklarından kaçınır.Fakat amelinin salih olabilmesi için,ayeti kerimede buyrulduğu gibi (Ellezine yezkurunallahe kıyamen ve kuuden ve ala cunubihim) Cenabı Allah akıl ve kalb sahiplerini,bu ayeti kerime ile beyan ediyor.

Ayeti Kerimenin meali: "O akıl sabipleri Allah'ı ayakta zikrederler,oturdukları zaman zikrederler,yattıkları zaman da zikrederler." İşte kalbini böylece zikre alıştıran bir kimse salih kul olur.Peki ayeti kerimede neden böyle "ayakta iken,otururken ve yatarken" buyruluyor? İnsan bünyesi bu üç mertebeyle yapılmıştır.Bir kişi ya ayakta olur veya oturur ve yahutta yatar.Çünkü,bir insan bu üç halin dışında bulunamaz.Böyle kimseler,bu üç halde de Rabbini unutmazlar ve daima anarlar.

Süleyman Çelebi Hazretleri,Mevlüdü Şerifinde aşağıdaki beyitleri bu ayeti kerimeye dayanarak yazmıştır.

 

Her nefeste Allah adın de müdam

Allah adıyla olur her iş tamam

 

Demek ki,bu ayakta durmak,oturmak ve yatmak,her nefesi teşkil ediyor.İnsan,bu üç mertebeden başka bir mertebeye giremez.Hangi mertebede olursa olsun,Rabbini unutmayıp daima anar ve bu anmasıyla da dalaletden kurtulur,salih bir kul olur.Duadaki (Allahüm mahşurna fi zümratissalihıyn) "Ey Allah'ım bizi salih kullarınla beraber haşret" denilmesinin hikmeti budur.

Peki,buradaki salih kullar kimmiş? Salih kullar zikri daim sahipleridir. Kimler, Allah'ı hiç unutmuyor daima anıyorsa salih kullar onlardır.Bu salih kulların da,her ne kadar,daha evvelden bir inançları var idiyse de,bu inançları taklit idi.Salih olmakla beraber,hakiki bir imana terakki edecektir.İmanı,kamil olacaktır.Yani olgun imana erişecektir.Çünkü iman üç bölümdür.

 

Birincisi, Taklit İman,

İkincisi, İstidlali İman

Üçüncüsü, Tahkik İman

 

Ancak tahkik imana erişebilen bir kimse,salih kul olduğu için,bizlere öğüt şudur.Siz bana yalvarınız ve deyiniz ki: Ey Allah'ım,bizi Salihlerle beraber haşret.İşte,kişi bu salihlikten sonra Mü'mini kamil olur.Arifi Billah olur,Veliyullah olur.Peygamberlik devri geçtiğine göre,şimdiki asırda salihlerin en son varacağı mertebe evliya olmaktır.Bu evliyalığın bittiği yerde enbiyalık başlar.Peygamberlik başlar.Fakat Hak Teala Hazretleri peygamberliği,Hz.Peygamberimizle nihayete eriştirmiştir.Hz.Muhammed den sonra başka bir peygamber gelmeyecektir.Yalnız,varisleri olan veliler,kıyamete kadar bakidir.

Peygamber Efendimizden sonra gelen bu velilere teşria nebileri denir.Resulullah Efendimizin risaletini ve getirdiği şeriatı koruyan, bunlar olacaktır. Bu şeriatı koruduklarından dolayı, bunlara Nebi denilmektedir.

Niyazi Mısri Hz.yazmış olduğu bir risalesinde İmamı Hasan ve İmamı Hüseyin Efendilerimizin nübüvvetlerine kail oldu.Yani,bunların nebi olduklarını risalesinde yazdı.O asırda Hüdai Mahmud Hz.var idi. Bu risaleyi okumasıyla itiraz etti. Dedi ki, Peygamberlik Hz.Muhammed ile nihayet buldu. İmamı Hasan ve İmamı Hüseyin Efendilerimiz Peygamber Efendimizden sonra oldukları için bunlar nebi değildir. Aralarında ihtilaf çıktı. Bu nifak arttı, o kadar uzadı ki son merhaleye geldi.

Mısri Niyazi Efendi Hazretleri,o zamanın padişahı Sultan Ahmet'e bir mektup yazdı. Fırınını yaktır,Hüdai Mahmud Hazrelerini de çağır.Ben de geleceğim,o yanar fırına gireceğiz.Ben,yazmış olduğum risalemde haksız isem fırın beni yaksın,fakat haklı isem onu yaksın,dedi.Bu durum karşısında Sultan Ahmet,Hüdayi Mahmut Efendi'yi çağırdı ve Niyazi seni fırına davet ediyor girebilir misin? dedi.Giremem dedi.Peki,ya müritlerinden herhangi birisi girebilir mi? Onlar da giremez dedi.İşte burada Niyazi Efendi Hazretleri divanında buyuruyor:

 

Yakın yalınlı külhanı

Atın demirini frengili

Çoktan arardım ben bunu

Ya o beni ya ben onu

 

Bu risale,19.asıra raslıyor.İstanbul'da bu risaleler piyasada iken şeyhülislama müracaat ediyorlar.Efendim,şeriatımıza muhalif şöyle bir risale var.İmamı Hasan ve İmamı Hüseyin Efendilerimizin nübüvvetlerinden bahsediyor.Bu risaleleri toplatalım mı? Yoksa serbest mi bırakalım? Bu durum karşısında Şeyhülislam,risaleyi Hoca Efendiye verip tetkik etmesini istiyor.Pir Efendimiz tetkik ettikten sonra, "Niyazi Efendi haklıdır,serbest bırakılsın" diyor.Bu cevap karşısında şeyhülislam,aman hocam nasıl olur,peygamberlik Resulullah Efendimizde son buldu. Aynı zamanda bu ayeti kerime ile sarihtir. (Ma kane Muhammedün eba ehadin min ricaliküm velakin Resulallahi ve hatemen nebiyyin) Bunun türkçe anlamı "Muhammed hiçbir erkeğin babası olmadı. Erkek evladı olmadığı için erkeklerden ona baba diyen olmadı.Fakat o peygamberlerin sonuncusu ve Allah'ın elçisidir." Bu ayeti kerime,Resulullah Efendimizden sonra başka bir peygamber gelmeyeceğine işarettir.

Bu konuşmaların sonunda Pir Efendimiz Şeyhülislama dedi ki: Nübüvvet,yani peygamberlik iki kısımdır.Bir peygamberlik vardır,onlara risalet peygamberleri derler. Onlar şeriat getirici peygamberlerdir.Allah onlarla beraber kitap da gönderir.İşte böyle bir peygamber gelmeyecektir.

İkinci bir peygamberlik vardır ki bunlara Nübüvveti Teşria sahipleri denir. Onlar, dünya durdukça vardır. İşte, bunlar peygamberlerin varisleri olan velilerdir. Peygamberimizin zahir ve batın ilmini devam ettirenlerdir.Bunun yanında,hocalar da peygamberlerin varisleridir,vekilidir.Ama,yalnız şeriat hususunda.Bu iş,yalnız şeriatla değil,bu şeriatın bir de hakikatı var.Hakikatı da bulmak için ayrıca bir ilim lazımdır.Kur'an-ı Kerimde bu ilme,Ledün ilmi deniliyor.İşte,bu ilmi öğrenmesi için Cenabı Hak Hz.Musayı Hızır'a gönderdi.Bu gibi Hızırlar Nübüvveti Teşria sahipleridir.

Peygamberimizde zahir ilmi olduğu gibi,batın ilmi de mevcut idi.Batın ilmi için bir hadisi şerif vardır. (Li meallahi vaktün la yeseuni fihi melekün mukarrabün vela nebiyyün mürselün) "Benim Allah'la öyle bir vaktim vardır ki ne bir meleki mukarrep yani Allah'ın en yakın melekleri ne de bir nebiyy mürsel,benim o sırrıma agah olurlar." Bu, Resulullah Efendimizin Mahmut Makamının bir neticesidir.Bu ilmi ve anlayışı,Hak Teala Hazretleri Resulullah Efendimizden başka birine bahşetmedi.Resulullah Efendimiz, bu ilme sahip olmasıyla,dünyada bütün insanlara rahmet ettiği gibi,alemi ahirette de şefaat edecektir.Cenabı Allah'tan dileyelim,isteyelim,niyaz edelim ki,bizi de onun şefaatinden mahrum etmesin.(AMİN)