SAKİSİ ONUN MEVLA (Sezai Efendi)

 

SAKİSİ ONUN MEVLA (Sezai Efendi)

 

Cenabı Allah cennet ehline kendisi saki olupsarhoşluğu olmayan bir içki sunacak. Sakisi Onun Mevla: Bir insan intisap ettiği yere sıdku sadakatle sarılıp,aldığı dersi herhangi bir esmadan değil de doğrudan doğruya Hak'tan aldığını kabul etmesi lazımdır.Çünkü Cenabı Allah emir ve yasaklarını bir peygamber vasıtasıyla tebliğ etmiştir.

Sakisi onun Mevla dediği; bu içilen içki acaba nasıl bir içkidir? Bir kamil bunu ilahisinde şöyle anlatır.

 

Bu alemde öyle bir güzel isterim

Bahar gülü gibi rengi olmasın

Ağzı kadeh olsun kelamı kevser

Ondan içen aşık ebed ölmesin

 

Demek ki, bu içilen içki nereden içiliyormuş? Ağız kadehinden.Buna uygun bir hadisi şerif vardır. "Siz, ilmi erkeklerin ağzından öğrenin." Demek ki,o ağız bir kadeh olacaktır.Şu halde Kevser nedir? Kevser; ağızdan çıkan kelamlardan sadır olan ilimdir.Bu ilmi idrak edebilmek için de,kulakrarımız açık tutmamız icabeder.

Fehmi Efendiye zamanında, Turgutlu'dan bir zat misafir olarak geliyor. O gün Fehmi Efendi bir sohbet ediyor.Mecliste bir de doğulu bir zat var imiş. Siz yetişmediniz bu yaşlı adam Ulvi Efendinin memleketlisi imiş. Fehmi Efendi sohbeti yaparken, o, ona dönüp arasıra diyormuş; anladın mı,anladın mı? Bu hareketi bir kaç defa tekrar edince,Fehmi Efendi Hazretlerinin nazarı dikkatini çekmiş ve sohbeti kesmiş.Ondan sonra dönüp, "Ulvi Efendi, sen ona anladın mı, anlamadın mı sorma, sen anladın mı" demiş. Ondan sonra Fehmi Efendi Hazretleri, Cebrail Aleyhisselam vahy getirdiğinde, Peygamber Efendimize evin kapılarını kapattırıp pencereleri açardı diyor. Vahy getirdiğinde Cebrail Aleyhisselam pencereden girermiş.

Demek ki, bizler de ağız kapılarımızı kapatıp,pencere olan kulaklarımızı açacağız. Şimdi ağız kadeh, içilecek içki de kevser olunca,bu sözleri iyice idrak etmiş oluruz.Hatta yine memlekette bir sohbette,acaba ruh insana nereden girer konusu oluyor.Fehmi Efendi Hazretlerine soru intikal ediyor.Mecliste bulunanlara: Siz hepiniz koyun sahiplerisiniz.Vaki olmuştur, bazı koyunlar kuzuyu cansız doğurur.Çoban kahyaya der.Kahya! Falan koyun kuzuladı ama ölü, üfle kulağına üfle kalkar o. Demek can kulaktan girermiş.Peki,bu nasıl bir candır ki kulaktan girer? Ruhlar kısım kısımdır.Haddizatında,ruh bir olarak halk olunuyor.

Evvela benim ruhum halk olundu. (Evvelü ma halakallahü ruhi) Pir Efendimiz bu hususta şöyle buyuruyor: "Cenabı Allah,ruhi Muhammediyi dörde taksim etti. Toprağa, bitkiye, hayvana, insana." Aslında,ruh tek bir varlıktır.Taksim kabul etmez,fakat anlaşılsın diye böyle taksim olundu deniliyor.Ruh,ol emri ile olmuştur.Onun için Kur'anı Kerim'de (Ve yeselüneke anirruh külirruhu min emri rabbi)

"Sana ruhtan sorarlar ruh Rabbimin bir emridir diye cevap ver" deniliyor.Bu ruhi Muhammedi "ol" emriyle oldu ve yine bir emirle o ruhu Muhammediye "toprak ol" dedi toprak oldu. "Bitki ol" dedi bitki oldu, "hayvan ol" dedi hayvan oldu, "insan ol" dedi insan oldu.

Ruhu Muhammedi insan suretiyle teşekkül edinceye kadar,bu mertebelerden geçmiş oluyor. Evvela toprağa giriyor,toprak oluyor,topraktan bitki oluyor,bitkiden hayvan, hayvandan insan oluyor. Bunlar birer mertebedir. Ruh, su gibidir. Nasıl suyun bir rengi yoktur, girdiği kaba göre renk alır.Cüneydi Bağdadi Hazretlerine demişler.Ya Şeyh,bize biraz hakikatten, Allah'ın uluhiyetinden,gerçeklerinden bahset.Şeyh cevaben: "Suyun rengi kabın rengine göredir" buyurmuşlardır.Haddızatında suyun rengi yoktur.Girdiği kaba göre renk alır. Ruh da böyledir.Hangi kaba girdiyse,o rengi almış olur.

İnsan neden Allah'ın varlığına tam bir mazhar oluyor? Toprakda bir ruh vardır.Bitkiye gelince bitki iki ruhludur.Bitkinin hem cemadi ruhu var,hem de nebati ruhu var.

Hayvana gelince hayvan üç ruhludur.Birisi cemadi ruh,birisi nebati ruh,bir de yeme-içme hayvan ruhu var. Eğer bir insan da bu üç ruhta kalır,hayvanlar gibi yer içer, yürür, duyar, görürse, hayvandan bir farkı olmaz. İnsani ruha erişebilmesi,nasıl,Adem babamıza ruh üflendi, onun gibi bir insana da ruh üflenirse,o zaman insan hayvaniyetten kurtulup insan olur. İnsani ruh üfleneceği zaman kelimeyle üflenir.Kelimeden üfleneni kulağıyla dinler, duyar ve kabul eder. İşte,ruh böyle üflenir.Bu insani ruha ilim denilmiştir.Onun için Resulullah Efendimiz müteaddit defalar bu ruh hakkında,hep evvela benim ruhum halk olunmuştur,buyurmuşlardır.Yani,Allah evvela benim nurumu halketti.Arkadan hemen Allah evvela benim ruhumu halketti.Tekrar diyor,Allah evvela kalemi halketti,arşı halketti bu isimler her ne kadar ayrı gibi görünüyorsa da,hakikatte bunların hepsi birdir.Nur ne ise,ruh da odur.Ruh ne ise ilim de odur.

Yalnız hayvanda ilim olmadığı için,o hayvani ruhta kalmış oluyor.İlmi tahsil eden bir kimse ancak insani ruhu kabul etmiş oluyor.Öyleyse,ilmi olmayan insan diri gibi görünüyorsa da, hakikatte ölüdür.Yani,cahil bir kimse hiç ilmi yoksa,sureti zahire de diri gibi görünüyorsa bile, hakikatte ölüdür.Böyle olan kişileri,Cenabı Allah Kur'anı Kerimindeki şu ayeti kerimeyle dirilmeye davet ediyor: (Ya eyyühellezine amenüstecibü illlahi velirrasuli iza deaküm lima yuhyikum) "Ey iman edenler,Allah ve Resulü sizi diriltmeye davet ettiğinde icabet ediniz.".

Demek ki Allah ve Resulünün daveti bir kimseyi ilimle ihya edecek, diriltecek. Çünkü, ilim olmadığından o hayvani yaşantıyla yaşıyor.İnsani yaşantı henüz ona intikal etmemiştir. İnsani ruh üflenmemiştir.Onun için,Allah ve Resulü onları dirilmeye davet ediyor. Burada niçin Allah ve Resulü diyor? Allah davetini Resulüyle yaptığı bilinsin diye. Yoksa, Allah sebepsiz konuşmaz ve davet de etmez. Ancak Allah'ın daveti Resulü iledir.Bu elçiler şimdi, peygamberlerin varisleri olan velilerdir.Bir veli de bizleri davet ettiği zaman,bu daveti Allah'tan kabul edersek,niçin "Allah ve Resulü" dediğini daha iyi anlamış oluruz.

Sezai Hazretleri de sakisi onun Mevla demesiyle,bu sakiyi Mevlamız bir vasıtayla yani herhangi bir mürşidi kamilin telkiniyle sunuyor.Mürşidi Kamil her ne kadar,sureti zahirede, insan suretiyle görünüyorsa da ondan sadır olan nutuk,nutku ilahidir.Bunu böyle kabul etmemiz lazımdır.

 

Sakisi onun Mevla

Hak dahi onun esma

 

Bu esma ile, isimler ile,Cenabı Allah kendisini örtmüş oluyor.Muhiddini Arabi Hazretleri Futuhatı Mekkiyyesinde bu isimler hakkında şöyle diyor: Hani kış günleri soğuktan korunmak için üzerimize palto giyeriz ya,işte bu esmalar,bu isimler de Allah'ın paltosudur. Onlarla kendini örter.Ariflere ise bu esmalar bir zarar getirmez.Çünkü,onlar esmada müsemmayı veya doğrudan doğruya davetin Allah'ın daveti olduğunu idrak ederler. İlahinin sonunda:

 

İşit şu Sezai'den

Ne gördün şu faniden

Dost vechini gösterdi

Mir'atı mücelladan

 

Burada fani yokluktur.Yoklukta kalan bir insan ne görebilir? Yokun yalnız ismi vardır. Kendisi yoktur. Yok ki,orada birşey anlayabilsin. Dost vechini gösterdi: Burada dost kimdir? Dost, bizim Rabbımızdır. Dost yüzünü nerede gösterdi? Biz Rabbımızın yüzünü nerede görebiliriz? Mir'atı Mücella.Mir'at aynadır.Cilalanmış bir aynada dostumuz yüzünü gösterir ki,bu da şüphesiz insanın kalbidir.Bir kimse dostun yüzünü görmeyi arzuladığı zaman,kendi aynasına bakacaktır.Fakat bu ayna cilalanmamış,parlak değilse,görüntü meydana çıkmaz. Onun için diyor.

 

Dost vechini gösterdi

Mir'atı mücelladan

 

Resulullah Efendimiz bir hadisi şerifinde "İnsanların kalbi demir gibi paslanır.Onun cilası zikrullahtır." buyurmuşlardır. Bizler de kalbimizin cilalanması ve parlaması için ne emir aldık? Her nefes zikrullah emrini aldık.Eğer,biz bu emri bir insan suretinde değil de, Allah'tan kabul edersek,ayna olan kalbimiz cilalanır.Bu şekilde dostumuzun yüzünü,bu cilalı aynada görmüş oluruz.İşte Sezai Hazretlerinin bizlere işaret ettiği mana budur.