MİRAÇ KANDİLİ (2)

 

MİRAÇ KANDİLİ (2)

 

Cenabı Allah Peygamber Efendimizin miracını Necm suresindeki şu ayeti kerimelerle tamamladığını beyan etmektedir.

(Sümme dena fetedella fe kane kabe kavseyni evedna) Bunların hepsi birer makam olup bu makamlarla Peygamber Efendimiz miracını tamamlamıştır. Şimdi bu miraç hakkında biraz açıklamalar yapalım.

Resulullah Efendimiz miracını yapmış dönüşünde biz ümmetlerine namazı getirmiş ve buyurmuşlardır. (Essalatü mi’racül müminin) “Namaz, müminlerin miracıdır.” Siz, namazınızı kılınız ve miracınızı yapınız. Öyle ise mü’minin de miraç edebilmesi için kılmış olduğu namazda, miracını tamamlaması lazımdır. Bir mü’min nasıl bir namaz kılmalı ki, namazı miraç olabilsin?

Miraçtan gaye yükselmektir. Nereye yükselmek? En son menzile. En son menzil neresidir? İnsanın varabileceği en son menzil, Rabbına kavuşmaktır. Öyle ise, bir mü’min namazında Rabbına kavuşmuş olacaktır. Muhiddini Arabi Hazretleri (Fezkürüni ezkürküm) ayeti kerimesini tefsir ediyor. Buradaki zikri namaza alıyor. Her ne kadar ayeti kerimede siz beni zikrederseniz bende sizi zikrederim buyruluyorsa da namaz da bir zikirdir. Hatta  namaz, zikirlerin en üstünüdür. Çünkü, namaz bütün ibadetleri kendisinde cem eden bir görevdir. Namaza en evvela zikirle girilmektedir. Bundan sonra okunan Fatiha ve zammı sureler de duadır. İnsanın ayakta durması, eğilmesi, yatması ve oturması da ibadettir. Bu itibarla namaz bütün ibadetleri kendisinde toplayan bir görevdir.

Muhuddin Arabi Hazretleri ayette geçen zikri,bu sebebten namaza almışlardır.Siz bana namaz kılarsanız,ben de size namaz kılarım.Fakat müsalli olan bir kimse,yani namaz kılan bir kimse namazında Rabbini görecektir.Eğer görmediyse o kimse namaz kılmamıştır. Peki bir kimse namazında Rabbini nasıl görebilir?Bu görmek bilmektir,bilen kimse görüyor demektir. Yalnız bilmekte üç türlüdür.İnsanın Allah’a karşı üç türlü itminan olması lazımdır. İtminan:Mutmain olmak,gönül huzurudur, manevi doyumdur.

Bir kişi en evvela Allah’ı İlmel yakin olarak idrak eder.Bu vesileyle yalnız ilim kafi gelmiyor. İlmel yakin olan bir kimsede ne gibi haller mevcuttur? Herkes der ben de Rabbımı ilmel yakin tanıyorum.İlmel yakinin alametleri vardır.Bu alametler ikidir.Bunların birisi teşbih, birisi de tenzihtir.Nedir bu Tenzih ve Teşbih?Tenzih:Hak Teala Hazretlerini hiçbir şeye benzetmemektir.Pekala bir insanın Allah’ı hem tenzih,hem teşbih etmesi için her hangi bir delil mevcut mudur?

Cenabı Allah Kur’anı Kerim’inde (Leyse kemislihi Şey’ün vehüves semiül basir) buyuruyor. “O öyle bir Allah’tır ki hiçbir şey ona benzemez” İşte bu tenzihtir.Fakat ayeti kerimenin devamı (Vehüvessemiul basir) “O hiçbir şeye benzemeyen Allah duyar ve görür.”İşte bu duyma ve görmeyle teşbih edilmiş,birşeye benzetilmemiş oluyor.Şu halde benzetme nasıl oluyor?Duyma ve görme Allah’ta olduğu gibi insanlarda da mevcuttur. Bununla hadisi şerifde buyuruluyor (Halakallahü ademe ala suretihi) “Allahu teala ademi kendi sureti üzere halk etti.”Fakat suret deyince biz ne anlayalım?Suret,her ne kadar şekil gibi görünüyorsa da,suret görünmez.O halde suret nedir?Suret sıfatlardır.Bu hadisi şerifle Allahu Teala Hazretleri Ademi kendi sıfatları üzere halk etti demektir.

Demek ki Allahu Teala Hazretlerinin belirtileri sıfatlarıymış.Bu sıfatların başında da hayat gelir.Sonra sırasıyla ilim,duyma,görme,irade ve kelam gelir.Bu sıfatlar Allah’ın olduğu gibi, bunların birer misalleri de insanlarda görünür.İşte bu cihetle Hak Teala Hazretleri Ademi kendi sıfatları üzere halk etmiş oluyor.Bu itibarla bir insan ilmel yakin mertebesine eriştiği zaman,Allah’ı hem teşbih,hem de tenzih etmiş olacaktır.Bu mertebeye erişebilmek, ancak insanın kendi sıfatlarını Hak Teala Hazretlerinin sıfatlarına delil yapmasıyla mümkün olacaktır.

Demek oluyor ki bir insanın ilmel yakin olabilmesi için evvela,Hak Teala Hazretlerini teşbih etmesi lazım gelecektir.Yani hem bir şeye benzetecek, hem de benzetmeyecek.Zatı cihetiyle Allah hiçbir şeye benzemez.Sıfatları itibariyle benzer.Bir insan da bu aşamayı aştıktan sonra,aynel yakine vasıl olur.

Yalnız aynel yakinin üç alameti mevcuttur.Bu üç alamete ehlullah lisanında fenafillah denilmektedir.Peki bu Fenafillah nedir?Allah’ta yok olmaktır.Bir insan Allah’ta nasıl yok olabilir?Ancak ilimle yok olabilir,ilimsiz mümkün değildir.Bu ilme Kur’an diliyle Ledün İlmi,halk arasında da Tasavvuf veya Tevhid ilmi denilmektedir.İşte bir kişi bu ilmi tahsil ederse fenefillah dediğimiz ilmel yakin mertebesine erişir.Bir kişi bu mertebeye eriştikten sonra Hakkal yakin mertebesi vardır.Bu mertebenin de dört hali mevcuttur.Bir kişi Fenafillah olduktan sonra Bekabillah olacaktır.Bekabillah Allah’tan Allah’la beraber var olmaktır.Yani Allah’ın varlığıyla var olmaktır. Bu da,dört mertebedir.İşte bu dört mertebeyi de tahsil eden bir kişi Hakkal yakin mertebesine erişmiş olur.Bizlere miracın getirdiği anlam budur.

Resulallah Efendimizin yapmış olduğu miracın,zahiri ve batını mevcuttur. Resullallah Efendimiz zahiren bu unsuri vücuduyla,cismaniyetiyle bir defa miraç etti.Bu miracı gerek Kur’anı Kerim,gerekse Mevlüt sahibi Mevlüdü Şerif’inde açık açık beyan etmektedir.

Bundan başka Resulallah Efendimizin otuz üç manevi miracı olmuştur. Peygamber Efendimizin namazdan bahsetmiş olduğu miraç ruhani olacaktır.Çünkü cismani miraç yalnız Peygamber Efendimizle, Peygamberlerden Yunus Aleyhisselama nasip olmuştur.Diğer Peygamberlerin hepsinin miraçları ruhani olmuştur.Resulallah Efendimiz miraçtan dönüşte, biz ümmetlerine hediye olarak getirmiş olduğu namazın kılınması miraçtır.Miracın yapılmasındaki hikmet,cismani değil ruhanidir. Peki bu ruhani miraç nasıl olabilir?

Bu ruhani miraç,ilimle olacaktır.İlimsiz olmaz.Bir kişinin namazada miraç edebilmesi için evvela,namazın ne olduğunu bilmesi lazımdır. Namaz,kullarla Allah arasında müştereken kılınır.Bunun için Muhuddini Arabi Hazretleri (Fezkürüni Ezkürküm) Ayeti kerimesinin tefsinini yaparken “siz bana namaz kılarsanız,bende size kılarım buyuruyor.” Fatiha-yı Şerif, kullarla Allah arasında müşterektir.Maliki yevmiddin’e kadar olan Allah’a aittir.Maliki yevmiddin’den sonrası kullara aittir.

(İyyake na’büdü) diyoruz.Bu ne demektir? “Ancak sana ibadet ederiz” demektir. Kimdir bu ibadeti yapan?Kuldur.Bunun için İyyake na’büdü’den Fatiha-yı Şerif’in sonuna kadar hep kula aittir.Kulun lisanıyla Cenabı Allah konuşmuştur.İşte bu böyle ortak olduğu gibi namaz da Allah’la kul arasında ortak kılınır.Bir rekatına kul Rabbına kıldı mı,ikinci rekatı da Rab kuluna kılar.Ancak bunun anlaşılabilmesi için,kul namazında Rabbını görecektir, eğer görmediyse namaz kılmamıştır, namazın suretini icra etmiştir.

Şu halde namazımızın miraç olabilmesi için,nasıl namaz kılmamız icab eder ki,namazımız miraç olsun?Kişinin namazının miraç olabilmesi için,en evvela Rabbını bilmesi gerekir. Bunun için Resulallah Efendimiz (Men arafe nefsehu fekad arafe rabbehu) Buyurmuşlardır.Yani “nefsini bilen Rabbını bilir” Rabbını bilen nefsini bilir.Nefsimizi bilmemiz için de,nefsin sıfatlarını, mertebelerini bilmemiz icab eder.Nedir nefsin sıfatları ve mertebeleri dendiğinde:Emmare,levvame,mülkime,mutmainne v.s bunlar yedidir denir. Yalnız bu sıfatlardan birini bilmekle kişi Rabbını bilmiş sayılamaz.Öyleyse,bu nasıl bir nefistir ki , biz onu bilmeyle Rabbımızı bilmiş olalım?

Nefis nedir? Ruh nedir?Aralarında fark var mıdır?Hattızatında bunların ikisi de birdir. Nefis ulvileştiği zaman Ruh,suflileştiği zaman nefis ismini alır.Yani ruhun alçak olmasına süflileşmesine nefis,ulvileşmesine de Ruh deniliyor. Bu nefsin ulvileşmesi Rabbini bilmesiyle mümkün olacaktır.Zaten insanların da yaratılmasındaki hikmet budur.

Kur’anı Kerim de(Vema halaktul cinne vel inse illa liyabudun) “Biz insanları ve cinleri başı boş dolaşsınlar diye halketmedik,ancak bize ibadet etsinler diye halkettik.”Her ne kadar Kur’anı Kerim kendi lisanları üzere inmiş ise de Ashabı Kiram bazı anlayamadıkları meseleleri, Resulallah Efendimize soruyorlardı.Bir gün,bu mesele hakkında sordular. İbadet, nedir Ya Resulallah?İbadet Allah’ı tevhid etmek ve Allah’ı bilmektir buyurdular.İşte bütün bu kainatın yaratılmasında ki hikmet Rabbımızı tevhid etmek ve Rabbımızı bilmek içindir. Rabbımızı tevhid edip bilmemiz için de bir öğreticiye ihtiyacımız vardır.Eğer kişi bir öğretici olmadan bir ömür boyu, kendi kendine bunu öğrenmeye ve anlamaya çalışsa hatta yaşadığı ömür kadar daha ömür verilse yine anlayamaz.Zira anlaşılması mümkün olsaydı Cenabı Allah bu aleme bunca Peygamber,bunca Veli göndermezdi.

Demek ki insanın kendi aklıyla,kendi okumasıyla bu hikmetten haberdar olması mümkün olmadığında,bu aleme Peygamberler gönderdi.Fakat şimdi Peygamberlik devri geçti. Bu alem ne olacak?Evet Peygamberlik devri geçti,ama,velilik devri geçmedi. Veliler, Peygamberlerin varisleridir.Bu sebepten dolayıdır ki,bu ilmi öğrenebilmemiz için, Peygamberlerin varisi olan bir veli bulmamız lazımdır.fakat Cenabı Allah'’a böyle olan velileri gizlemiş, kudsi hadisin de buyuruyor.(Evliyai tahte kubabi layarifuhüm ğayri) “Kubbelerimin altında benim Velilerim vardır.Onları benden başka kimse bilmez.” Cenabı Allah,onları benden başka kimse bilmez derse,biz aciz kullar bu velileri nasıl bulabiliriz?

Böyle veli kulları bulabilmek için ancak Rabbimize sığınıp ona teslim olacağız.Peki,bizler Rabbımızı gördük mü ki,ona teslim olalım?Rabbımızı görmedik,ama, vermiş olduğu emirleri yerine getireceğiz.

Kitapların ve alimlerin buyurduklarına tabi olacağız.Onların buyurduklarına ve yasaklarına sımsıkı sarıldığımız zaman,onun emirlerine teslim olmuş oluruz.Fakat yalnız bu teslimiyet kafi gelir mi?Bu teslimiyetin yanında duada lazımdır.Dua:Allah’a yalvarmak ve ricada bulunmaktır.Bunun için kıldığımız her namazda,okuduğumuz Fatihayı Şerif’te geçiyor. (İhdinassıratalmüstakiym)Bunun anlamı nedir? “Ya Rabbi bizleri doğru yoluna hidayet et,doğru yoluna sevk et.” Eğer dualarımızı böyle halisane yaparsak,Allah’u Zülcelal Hazretleri de,gök kubbesinin altında gizlemiş olduğu velilerini bizlere buldurur.Şayet Allah’u Teala Hazretleri bu hidayet kapılarını açmazsa,bir insan nasıl o velileri bulabilir?Biraz evvel üstüne basa basa söylediğimiz gibi,bizlere bu kapıların açılabilmesi için kulluğumuzu sadakatla yapacağız.Bununla beraber,dua edip yalvaracağız. Böyle kulluk edenler için,Cenabı Allah şunu vadediyor.Allah vadinden dönmez.

Kudsi hadisde şöyle buyuruluyor.(Men talebeni vecedeni) “Beni arayan beni bulur.” Yeterki bizden istek olsun.Eğer biz Rabbımızı bulmak istiyorsak,Rabbımıza kavuşmak istiyorsak,  buna ne güzel bir örnektir.

 

Hak tecelli eyleyince

Her işi asan eder

Halk eder esbabını

Bir lahzada ihsan eder

 

Cenabı Allah ne zaman murat edecek,senin duan kabul olacak,sana sebebini halk edecektir. Bu, sebebsiz mümkün değildir.

Yine Cenabı Allah Kur’anı Keriminde inanan kimselere şöyle hitap edmektedir.(Ya eyyühellezine amenüttekullahe vebtegü ileyhil vesile ve cahidü fi sebilihi lealleküm tüflihun) “Ey iman edenler Allah’tan korkunuz ve ona,bir vesile arayınız ve bu vesileyi aramakta çok cehd ediniz,mücadele ediniz.Umulur ki felaha erersiniz.” Fakat bu vesile olacak kimselerin, doğruları, iyileri ve eğrileri de mevcuttur.allah muhafaza, doğrusuna değil de bir eğrisine rastgelirsen senin yolunu sarpa uğratır. Niyazi Hazretlerinin buyurduğu gibi;

 

Her mürşide dil verme kim

Yolunu sarpa uğratır

Mürşidi Kamil olanın

Gayet yolu asan imiş

 

Hakikaten,gerçek mürşidin yolu pek kolaydır.Çünkü,bu yol herkesin bildiği gibi şeriatle kaimdir.Bir insan şeriatı ihmal eder,şeriate tabi olmazsa o kimsenin yolu zorlaşır. Bunun için evvela Allah’ın emir ve yasaklarına tebi olacağız.Daha sonra kamil mürşidi bulacağız ,o zaman yolumuz kolaylaşacak.

Burada neden yol deniliyor?Bu yol nedir?Yol,insanları bir yerden bir yere götüren vasıtadır. Peki bizim ulaşacağımız yer,aradığımız yer bizden ayrı bir yerde mi ki yol arıyoruz?Kur’anı Kerim’de(Ve nahnü akrabü ileyhi min hablil yerid) “Ona şah damarından daha yakınız”buyuruluyor.Allah bize bu kadar yakın iken,yola hacet nedir?Hakikatte,burada yol denilen ilimdir.İlim yoluyla biz kendimizde mevcud olan varlığı bulacağız.

Resulallah Efendimiz,bize Allah’a giden yolları beyan etmiştir.(Etturuku ilallahi biadedi enfasil halayık) “Allah’a giden yollar halkın nefesleri sayısınca demiştir.”Öyle ise bir insan kendi soluğuna,nefesine dikkat etsin, nefesimizi her alış verişimizde nefes ne diyor.İşte bunu öğrenebilmemiz için bir öğreticiye ihtiyacımız var.Bulacağımız bu öğretici nefesimizin bizlere ne söylediğini bizlere öğretecektir.Bunun için Kur’anı Keriminde(Hel yeste villezine ya’lemune vellezine laya’lemun) “Hiç bilenle bilmeyenler bir olur mu?”buyuruluyor.

Bunun için bir insan kendisinde aradığını bulduğu zaman miracını yapmış olacaktır.

 

Haddizatında Resulallah Efendimizin miracı anlatılırken yedi kat semayı aştı,yeri göğü olmayan bir boşlukta Rabbı’na mülaki oldu.Vaktaki geri döndü,yatağını soğumamış vaziyette sımsıcak buldu.Demek ki o kadar ani bir şey olmuş ki yatağı soğumadan,yedi kat gökleri dolaşmış,geldiğinde yatak daha hala sıcaklığını muhafaza etmiş.Allah her şeye kadirdir.Bir anda her yeri gezdirip,tekrar aynı yerine getirebilir.

Biz bu miracı mana cihetiyle düşünecek olursak,Resulallah Efendimizin miracını kendi vücudunda tamamladığını idrak ederiz.Miraç yükselmektir dedik,nereye yükselmek? İlim ve irfaniyete yükselmek,ilim ve irfaniyetle kendisinde mevcud olan varlığı anlamış olmaktır. Mısri Niyazi Hazretlerinin bir sözü vardır.

 

Sağu solu gözler idim

Dost yüzünü görsem deyu

Ben taşrada arar idim

Ol can içinde can imiş

 

Öyle sanırdım ayrıyam

Dost gayrıdır ben gayrıyam

Benden görüp işiteni

Bildim ki ol canan imiş

 

İşte miraç böylece tamamlandı.

Şimdi gelelim bir insan namaz kılarken,namazda Rabbini nasıl görebilir?Bu görmek,aynı zamanda bilmektir.Bir insan evvela kendisini bilecektir.Biraz evvel dedik,namaz kullarla Allah arasında müştereken kılınır.Burada kul ile Allah’ın ne olduğunu bilmemiz gerekir. Mısri Niyazi Efendi Hazretlerinin Bursevi İsmail Hakkı Hazretlerine bir sorusu vardır.

 

Çün Hak Tealadan insana daha yakın bir nesne yoktur.

Leyki bildir bana kimdir Allah,kimdir ibad.

 

Demek istiyor ki,insanlara Allah’tan daha yakın bir nesne yok.Bu kadar yakınlığıyla kime kul,kime Allah diyeceğiz.Karıştı,ikisi bir vücud oldu.İşte bu görünene mazhar diyoruz. Mazhar nedir? Alettir.

İnsanlar bir iş yapacakları zaman nasıl bir aletle işlerini işliyorlarsa,Cenabı Allah da insanları kendisine bir alet olarak yaratmış olup,insan aletiyle bütün işlerini işlemiş oluyor.

Bizler de namaz kılarken kendimiz bir alet olduğunu bilip,Cenabı Hakk’ı bütün varlığıyla mevcud olarak idrak etmemiz,namazda ayakta durmamız, eğilmemiz,yatmamız ve kalkmamız,nereye insad eder neye dayanır?Evvela kuvvete dayanır,bir insanda kuvvet olmazsa ayakta duramaz,eğilip yatıp kalkamaz.Kuvvetin,Cenabı Hakk’a ait olduğu,gerek ayeti kerimelerle,gerek se hadisi şeriflerde beyan edilmektedir.İnsanlar ne zaman bir dara düşse: (La havle vela kuvvete illa billah) derler.Bunun anlamı nedir?Yarabbi, benim gücüm kuvvetim yok,kuvvet senindir.Kuvvet Allah’ın ise,o,kendi kuvvetiyle bizleri ayakta tutmuş oluyor.Rükuya eğiltiyor,yatırıyor kaldırıyor yani bizim mazhariyetimizle Allah’ın kuvveti müştereken bir iş yapmış olduklarından kul namazı Allah’la beraber kılmış olur.

Demek ki,biz kendimizin ancak bir mazhardan ibaret olduğumuzu Allah’ın ef’aliyle sıfatıyla ve zatıyla tecelli ettiğini anladığımız zaman miraç etmiş oluruz.İşte,bu bilgiye görmek denir.Yoksa Hak Teala Hazretleri iki varlık yaratmadı ki,biri birini görsün.Bir kibarı kelam vardır.(La yerallahe illallah) “Allah’ı Allah’tan başka gören yoktur.”Bir insan Allah’ın mazharı olmasıyla, nasıl olurda Rabbını görebilir?Ancak kendisi bir mazhar olup,onun mazharında Cenabı Hakk’ın tecellisini anladığı zaman Rabbını görmüş olacaktır.İşte,namaz da böyle kılınırsa o zaman miraç olur.

Şu halde miraç nedir?Kişinin ilim ve irfaniyetle yükselmesidir.çünkü öyle olan kişileri herkes el üstünde tutar.Zira ilme çok kıymet verilmiştir.İlim olsunda ne türlü ilim olursa olsun.İlim sahiplerine daima hürmet edilir.Neden?Çünkü Allah’ın ilmi,bir kişide tecelli etmesi ile bu kişiyi yükseltmiştir.