Blog

Hiçbir edepsiz Allah’ın veli kulu olamaz

16.06.2010 00:44

Hiçbir edepsiz Allah’ın veli kulu olamaz

 

Bayezid-i Bistami hazretlerine sevenlerinden birkaçı, (Filan şehirde âlim evliya bir zat var, ziyaret edelim) diye ısrar ettiler. Sonunda bunları kırmamak için razı oldu, o zatı görmek için yola çıktılar. Nihayet o zatın bulunduğu şehre geldiler. Camiyi sorup, o yöne doğru yürüdüler. Tam camiye 200-300 metre kalmıştı ki o zatı caminin önünde gördüler. Hemen, (İşte efendim, o mübarek zat, şu gördüğümüz kimse) diye söylediler. O zat o anda yere tükürdü. Bunun üzerine Bayezid-i Bistami hazretleri (Geri dönüyoruz, görüşmeye lüzum kalmadı) dedi. Sevenleri ısrar etti, (Efendim bunca yolu kat ettik, o mübarek zat da şu, görüşmeden nasıl geri döneriz) dediler. Fakat ısrarları fayda vermedi. Sevenleri yine (Âlim ve evliya zattır, bir görüşsek) diye ısrar edince, Bistami hazretleri buyurdu ki:
(O kimse, evliya ve âlim olamaz. Kıble tarafına tükürdü. Bu adam Resulullaha karşı lazım olan edeplerden birini gözetmedi. Veli olmak için lazım olan edepleri de gözetemez. Hiçbir bi edeb, vasılı ilallah olmamıştır. Yani hiçbir edepsiz Allahü teâlânın veli kulu, sevgili kulu olamamıştır.)
 
 
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2342

 

 

Sen niçin ağlıyorsun?

16.06.2010 00:41

Hasan-ı Basri hazretlerine bir zat gelip, (Benim bir kızım var, gece gündüz ağlamaktan gözleri kör oldu. Çaresi yok mu?) diye yalvarıp ağladı. Hasan-ı Basri hazretleri üzüldü, kalkıp eve geldiler. Kıza niye ağladığını sordu. Kız dedi ki:
(Efendim, ben Rabbime aşığım. Ona aşkımdan ağlıyorum. Dilimden ve halimden anlayan yok. Siz olmasaydınız bunu yine söylemezdim. Kör olan gözlerim için de üzülecek bir durum yok. Eğer bu gözler yarın ahirette Allahü teâlâyı görebilecekse Ona binlerce göz feda olsun, hiç kıymeti yok. Eğer ahirette bu gözler yüce Rabbimi görmeye layık değilse, ben onları niye göz diye taşıyayım? Ahirette de kör olacaklarsa, dünyada iken de kör olup gitsinler.)

Hasan-ı Basri hazretleri, (Aynen devam evladım, hiç üzülme, Peygamber efendimiz “Kişi sevdiğiyle beraber olacaktır” müjdesini verdi) dedi. Ayrılırken, (Biz buraya nasihatçi ve hekim olarak geldik, şifa telkin edecektik. Halbuki nasihatçi ve hekimi bulmuş olarak gidiyoruz) dedi..
 
 
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2341

İnsanın iki kalbi yok ki

16.06.2010 00:39

 

İnsanın iki kalbi yok ki
18.01.2004

İnsanın iki kalbi yok ki, birisi ile Allahü tealaya, diğeri ile de Allahü tealadan başkalarına yönelesin.. Allahü teala, bir kalb yaratmış. Bu kalbde de, ya Cenab-ı Hakkın sevgisi veya Onun mahluklarının sevgisi bulunur. İkisi aynı anda bulunmaz. Zira iki zıd şeyin muhabbeti, sevgisi, bir kalbde, bir arada yerleşemez. İki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı icap eder. Kalbde, ya dünya sevgisi, yahut Allahü tealanın sevgisi bulunur. Dünya demek, haram olan şeyler demektir. Zikir, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allahü tealanın sevgisi, kendiliğinden dolar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her derdin şifası vardır. Kalbin şifası, zikrullahtır)

Günah işleyince, kalb kararır, hasta olur. Dünya muhabbeti yerleşerek, Allahü tealanın sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.

Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik ceryanı gibidir. Buna, gönül diyoruz. Gönül, insanlarda bulunur. Hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün a'za, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnsanın, inanmak, sevmek, korkmak, kalbindedir. İtikad eden, yani iman eden ve kafir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, İslamiyet'e uyar. Kalbi kötü olan İslamiyet'ten kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teala, dinleri, Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Veşşemsi suresinin dokuzuncu ayetinde mealen, (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, ziyan etti) buyuruldu.

Mevakib tefsirinde diyor ki:
(Nefs tezkiye edilince, kalb tasfiye bulur. Yani nefs, kötü isteklerden kurtarılınca, kalbin mahluklara bağlılığı kalmaz. Nefsin kötülükleri, pislikleri demek, İslamiyet'in beğenmediği, haram ettiği şeyler demektir.)

İslamiyet'e inanmayan, iman etmeyen kimsenin kalbi, şekerin tadını anlayamayan safralı gibi, hastadır. Bu hal, Bekara suresinin dokuzuncu ayet-i kerimesinde mealen; (Kalblerinde hastalık vardır) buyurularak haber verilmektedir.

Âyet-i kerimede bildirilen hastalık tedavi edilmedikçe, hakiki iman ele geçmez. Bu afetler varken, akıl yolu ile kalbde hasıl olan iman, imanın suretidir. Çünkü nefs, bu imanın tersini istemekte, küfründe inat ve ısrar etmektedir. Böyle iman, safra hastasının, şekerin tatlı olduğuna iman etmesi gibidir. Her ne kadar inandım dese de, vicdanı, şekeri acı bilmektedir. Safrası düzeldikten sonra, şekerin tatlı olduğuna hakiki iman hasıl olur. İmanın hakikati de, nefsin tezkiyesinden ve kalbin itminanından sonra kalbde hasıl olur. İtminan, hakiki inanmak demektir. İşte böyle hakiki iman yalnız Evliyada bulunur ve elden gitmez. Yunüs suresinin altmış ikinci ayet-i kerimesinde mealen; (Biliniz ki, Allahü tealanın Evliyası için, azap korkusu, nimetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur!) buyurularak bu durum bildirilmektedir.

Aklın Peygambere kolay inanması ve kalbde tam iman hasıl olması için en yakın yol, Allahü tealayı zikretmektir. Ra'd suresinin otuzuncu ayetinde mealen; (İyi biliniz ki, kalbler, Allahü tealanın zikri ile itminana, rahata kavuşur!) buyuruldu. Yani, tam imana kavuşur. Düşünerek, akıl ile ölçerek, bu yüksek makama kavuşmak, güç, hem de çok güçtür.

Akıllı insan, ahiretini düşünen insandır. Önce ahiret bilgileri öğrenilecek. İkinci olarak, bu bilgilere göre yaşanacak. Üçüncü olarak da, böyle olan kişilerle arkadaşlık yapılacak.

Allahü tealanın sevmediği bu dünyanın arkasında koşmamalıdır! Gönlünü hep Allahü tealaya bağlamak sermayesini elden kaçırmamalıdır! Ne sattığını ve buna karşılık neyi aldığını düşünmelidir! Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü tealayı bırakmak ahmaklıktır. Dünya ile ahiret birbirinin zıddıdır, tersidir. İkisinin sevgisi bir kalbde toplanamaz. İkisi bir araya getirilemez. Bu iki zıddan dilediğini seç ve seçtiğine karşılık kendini sat, feda et! Ahiret azabı sonsuzdur. Dünyada olanlar çok azdır. Allahü teala, dünyayı sevmez, ahireti sever.

Seyyid Burhaneddin hazretleri buyurdu ki:
"İnsanlar uykudadır. Öldükleri zaman uyanırlar. Fakat fırsat elden gider. Artık kaçırılan fırsatlara pişmanlığın faydası yoktur. Çünkü dün geçti, bir daha geri gelmez. Ahirette kurtuluşa erenler, haramlardan ve dünya sevgisinden yüz çevirip, halis bir niyet ile Allahü tealaya dönenlerdir. Allahü tealaya götüren yol yalnız bunlara açıktır. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte; "Dünya sevgisi her kötülüğün başıdır" buyurdu. İki sevgi kalbde bir araya gelmez. Bu kısa hayata aldanmaktan sakının."

Netice olarak, insanın iki tane kalbi yoktur, tek kalbi vardır. İstikbalini düşünen, bu tek kalbe ne dolduracağını iyi düşünmelidir. Şu beyt, her şeyi çok güzel izah etmektedir:
İstediğin gibi yaşa, bir gün öleceksin!
İstediğini topla, bir gün ayrılacaksın!
 


Hit ( 5157 )

 

Kaynak: http://www.osman-unlu.com/makaleler.asp?ID=56

 

Melâmîlerde namaz

15.06.2010 22:29

Melâmîlerde namaz

 

 

 (Elleziynehum 'ala salatihim(Mearic 23) ayeti celilesindeki sırrı araştır. Bu sırra ancak bir ehadiseyirı kâmili ile vasıl olunur. Bu asrın velisi kıblegâhdır. Hakk kıblesi onunla bulunur.amaz” ise; fenâ-i tammadır.“Ben görmediğim Rabbe ibadet etmem" diye buyurmuştur.
 
Melâmilerde kadın ve erkek:
 
izdir. Bui küll” etmiştir. Bu mertebeye ulaşmayanlara ise, Melâmîlerin sözü yoktur.Kadınla erkeğin ne farkı vardır, kadına hilâfetKadın kötülük yapacaksa yapacaktır" buyurmaktadır."Ben talebeliğimdeBurada ham ervah olanlar taaccup"Emlem yazıkbuyurmuşlardır. Tatmayan bilmez.“İnsan-ı kâmilin talebesi muztar olsaEllerini kaldırıp dua etmeye,Bu daha şirk ehlidir” derler.” En büyük günah şirktir” derler. ŞirktenEmre Hazretleri, İbrahim Edhem Hazretleri yıllarca odun

 

Bu hususta bazı Melâmî nasipsizleri derler ki; “Biz daimi namazdayız, artık beş

vakit namaza ne lüzum var”. Abdest almazlar, namaz da kılmazlar. Beş vakit namazı

inkâr eder ve kendileri kılmadıkları gibi, kendi meşreplerine uygun kimseleri de

islâmdan uzaklaştırmaya sebep olurlar.

Hakikî Melâmîler ise; ayaklarını abdestsiz yere basmadıkları gibi, beş vakit

namazlarını da kılmaya say ederler.

Devamlı namaz kılmak istiyorsan, devamlı namaz

daimune)

 

insan-

Resulullah’ın buyurduğu; “Benim gözaydınlığım n

“Ya Ali, Sen rabbini görüyor musun?” sualine; Hakk kıblesine dönen Hz. Ali (K.V);

 

Muhammedî Melâmîlerde haremlik, selâmlık ya da tesettür önems

 

nasıl olur derseniz, O yüce insanlık mertebesine ulaşanların ahvalleri şöyledir; Onlar

nefislerini terk etmişlerdir ve terki de terk etmişlerdir. Allahü Teâlâ onların nefislerini

 

“nefs-

Hz. Mevlâna Mesnevî’sinde "

 

dahi verilebilir.

 

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri de Füsus’unda beyan eder ki;

hanımların sohbetlerine gittim ve onların derslerini dinledim. Onlardan feyz aldım,

lâkin hanımların tükallibi ricâlûllâh iledir."

edeceklerdir. Velâkin arifin sözünü arifler anlar. Resulü Ekrem (SAV)

 

lem yarif"

 

Bu konu hakkında Melâmîler şöyle derler;

dahi, o salik için Allah’tan bir dilek dilemez. Çünkü onlar, ilâhî dilekte kaybolmuşlardır.

Onların Allahü Teâlâ’dan hiçbir istekleri kalmamıştır.

 

Allah’tan bir dilek dilemeye mecalleri dahi yoktur.”

 

Melâmî kâmilleri bu cihanda abes bir şey görmezler. Abes bir şey görene de

 

içlerinden, “

 

kurtarmak için, Yunus

çekmişlerdir.