ELLİ SEKİZİNCİ SOFRA

 

ELLİ SEKİZİNCİ SOFRA

 

Allah Teala (C.C.) Kehif Suresinde şöyle buyurmuştur: "Musa,genç arkadaşına," Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmaya,yahut yıllarca yürümeye kararlıyım" dedi." (Kahif 60)

İki deniz,peygamberlik ahlakı olan şeriat ilmiyle Mevla'nın hakikat ilmidir.Hıdır'ın,Mecma'u'l-Bahreyn (iki denizin birleştiği yer) de olması,onun her iki ilme sahip bulunmasına; Allah'ın Musa Aleyhisselam'ı Hıdır'a göndermesi,insan kemalinin ancak ledünni ilimle tamam olacağına; birinci ilim her ne kadar ülü'l-azm peygamberlerde,ikinci ilim rütbe itibariyle onlardan aşağıda olanlarda ise de ikincisinin arandığına,ledünni ilim sahibine Allah'a ibadet edecek kadar şeriat öğrenmesinin kafi olduğuna işarettir.Bunun içindir ki Hz.Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz amel edeceğini söyleyen insana "Adem tefakkuh etti: anladı" buyurmuşlardır.Zilzal Suresini görünce adam öğrenimi terk etmişti.Avarif'te ve diğer eserlerde de böyle yazılıdır.

Hıdır Aleyhisselam'ın Musa'ya: "Sen benimle sabredemezsin.Haberin olmayan bir şeye nasıl sabredebilirsin?" (Kehif 67-68) demesi,ilk çarpışmada hakikat ilminin şeriat ilmine mukavemet edeceğine işarettir.Velev bu şeriat ilminin sahibi zamanında insanların en bilgini olsa da.Hatta Musa Aleyhisselam dahi olsa.Musa'nın ilk itirazı,ilmi icabı,dini gayretinden ileri gelmişti.Sonra özür dilemesi,ledünni ilmi kabule istidatlı olduğunu gösterir.

Ey kardeşim,ilminle hakikat erbabına karşı geliyorsan,itiraf- (i kusur) edip özür dilemede de Musa gibi ol.Münkir ve muannid olma ki onların ilimleri bereketinden mahrum kalmayasın.Sefineyi delmek,halka,şeriatle amel etmede daima noksan yaptıklarını düşünmeye işarettir.Ta ki kendini beğenme meliki gemiyi zaptetmesin.

Bil ki: alim,her şeyden önce ilminde amelinde ve ahlakında halkın sevgi ve itaatini kazanmalıdır.Sonra şeriat ve hakikat denizlerini (ilimlerini) kendinde toplamış bir mürşid aramalıdır.Böyle bir mürşidin alameti,o alimin başına toplanmış bulunan halkı usuliyle kaçırmasıdır.Kendini beğenme melikinin zaptından kurtulmak için emir ve nehiyleri çok sık yapmaz.İrşadı o alimin arzusuna muvafik olan kimse,mürşid-i kamil değildir.Öyle kimsenin zararı,faydasından çoktur.Çünkü eğer o şekilde irşad mümkün olsaydı,Hıdır Musa Aleyhisselam'ı irşadederdi.Öyle bir gemi lazım ki Hıdır'la Musa o gemide bulunsun ve Hıdır o gemiyi yaralasın.Yara olmayan gemide Hıdır'ın bulunması umulmaz.Hıdır'ın çocuğu öldürmesi,çok şekillerde görünen cüz'i ruh makamından görüntülerin birleştiği Külli Ruha yükseltmesine işarettir.Beyt:

"Her güzelin güzelliği,(O'nun) cemalindendir; Her güzelin güzelliği O'ndan ariyetdir.Hatta her güzel O'dur."

Hıdır'ın,duvarı yıkıp sonra yapması,Musa'nın tabii vücudunu yok edip Hakk'ın varlığı ile baki kılmasıdır.Gemiyi delmekle Fi'iller Tevhidine ulaştı; çocuğu öldürmek ile Sıfatlar Tevhidine vasıl oldu; duvarı yapmakla da Zat Tevhidine kavuştu.Bu suretle Musa Aleyhisselam'ın irşadı tamam oldu.Bu konuda çok şeyler söylemişlerdir ama gerçek böyledir.

Bil ki: Hıdır iki denizin birleştiği yer (MECMA'U'L-BAHREYN) de olduğundan onu bulan da MECMA'U'L-BAHREYN'de buldu.Musa Aleyhisselam'ın Mecma'u'l-Bahreyn olduğuna delil,kadının ona zina iftirasında bulunması olayıdır.Eğer Musa,mu'cizelerle suçsuzluğunu isbat etmeseydi,hakikatte suçsuz olduğu halde o utanç,kıyamete kadar üzerinde kalırdı.Keza Hz.Peygamber Efendimizin,Zeyd'in boşadığı karısını alması üzerine çok şeyler söylediler.Aişe'ye de iftira ettiler.Cenabı Hak çeşitli ayetlerle bunları temize çıkardı ve savundu.İki denizi kendisinde toplayan her peygamber ve veli de böyledir.Elbette onun gemisi delinmiş,çocuğu öldürülmüş,duvarı yıkılıp yapılmış olmalıdır.Artık anla.

Allah Teala,onlardan kiminin beraatini vahiy ile,kiminin mu'cizelerle,kiminin kerametlerle göstermiş,kimini de suçsuz olduğu halde halleri üzerinde (zanlı) bırakmıştır.Hepsi de suçsuzlukta eşittir.Şayan-i hayrettir ki Cenabı Hak'kın,Hıdır'ın Musa'ya söylediği sözü nakleden: "Sana sabredemediğin şeylerin te'vilini söyliyeceğim." (Kehif 78) ayeti de tıpkı iki denizin birleştiği yer gibi Kur'an'ın tam ortasında bulunmuş ve iki yarısını birleştirmiştir.Hele Nazm-i Şerif'in güzel tertibine ve bu Kıssa'nın,iki ayrı denizinin birleştiği yerde bulunmasına bak.

Ey halkın rızasını kazanmış mürşid,eğer sen,bir cihetten onların sevgilisi,bir cihetten de onların nefret ettiği isen,bil ki sen,MECMA'U'L-BAHREYN'sin.Vaktin Hıdırını arayan,seni Hıdır bulur.Yani ne kendisinden tamamen nefret edilen alim,ne de kendisinden tamamen razı olunmuş alim irşada layık değildir.Zira birincisi mülhid,imandan hariç; ikincisi cahil ve müraidir.Cami olan (her iki ilmi birleştiren) de,her iki tarafın hükmü zuhura gelmelidir.Yani (iki tarafta da) Allah'ın emri ve iradesi demek istiyorum.Nitekim Allah Teala Hazretleri Hud Aleyhisselam'dan naklen: "Hiçbir canlı yoktur ki O,onun alnından yakalamış olmasın." demiştir.Artık anla.Çünkü bu,kılın kırkta birinden daha incedir.

Ben Mısır'da Nil ile Denizin birleştiği yerde bu söylediğime uygun bir şeye şahidoldum.O da şu idi: Nil,denizin tuzluluğundan yarım mil kadar ya da daha çok içine almıştı.Deniz de Nil'in tatlılığından kapmış ve yarım mil kadar,ya da biraz daha fazla içine çekmişti.Şimdi ikisinin MECMA'I (birleştiği yer) sanki Nil idi,deniz değildi; ve sanki denizdi,Nil değildi. "Acı ve tatlı sulu iki denizi birbiriyle buluşmak üzere salıvermiştir.Ama aralarında bir engel vardır; birbirinin sınırını aşamazlar." (Rahman 19-20) hakikatine ne tamamen aykırı,ne de tamamen uygun idi.

Ey salik,mürşid yanında,denizin yanındaki Nil gibi ol.Deniz kenarında bulunan sahil taşları gibi olma.Ki sertliğinden dolayı uzun zaman beraber kaldığı halde denizin letafetinden ve rikkatinden bir şey alamaz.Nehirlerin tatlılığı ve denizlerin tuzluluğu yaşıyanlara (ehillerine) göredir.Yani deniz,içinde bulunan hayvanlar için tuzludur.Nehir de karada yaşayanlar için tatlıdır.Ama birleşimde her ikisi de tatlıdır.

Bil ki: Bu iki ilmin misali,ve birbirine lüzumu Adem ile Havva gibidir.Çünkü eğer bunlar birbirine muhalif kalsalardı çocukları olmaz,dünya insanlarla dolmazdı.Keza biri diğerinde tamamen cem'olup yok olsaydı Adem'in kalbinde Allah'ın: "De ki: Rabbin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsaydı,Rabbin kelimeleri tükenmeden o (nlar) tükenirdi.Bunun bir mislini daha getirseydik,yine (Rabbin kelimeleri) bitmezdi." ayetiyle ifade edilen Allah'ın kelimelerine ait bilgiler hasıl olmazdı.Ama bunların cem'i,irşad için ve bilhassa peygamberler için çok mühim olduğundan Allah Musa'yı Hıdır Aleyhisselam'a gönderdi.

Bil ki: Havva,nasıl Adem Aleyhisselam'ın kaburga kemiğinden yaratıldı ise şeriat ilmi de tıpkı böyle hakikat ilminden doğmuştur,onun yankısıdır.Ona zıt görünür ama hakikatte onun aynıdır.Çünkü bir şeyin yankısı,onun aynıdır. "Allah gerçeği söyler,O,yola iletir."

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.