KIRK ALTINCI SOFRA

 

KIRK ALTINCI SOFRA

 

İlmin efdalini,nevi'lerini,Adem Aleyhisselam ile meleklerin,Şeytanın ilimlerinin değişik olduğunu,her ilmin kendine mahsus semeresi bulunduğunu beyan etmektedir.Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Allah,isimlerin hepsini Adem'e öğretti,sonra onları meleklere arz etti (sordu). "Şunların isimlerini bana haber verin,eğer sözünüzde doğru iseniz" dedi. (Bakara 31) ve İblis'in ağzından hikaye olarak şöyle dedi: "Beni azdırdığından dolayı doğru yolunda onların önüne oturacağım (yollarını vuracağım).Sonra onların önlerinden,arkalarından,sağlarından sollarından sokulup (onları azdıracağım).Çoklarını şükredici bulmayacaksın." (A'raf 16-17)

Bil ki dünya ağacının meyvası olan insan,mahlukatın özüdür.Bundan dolayı arzuların en üstününü teleb etmesi gerekir.Dünyada ilimden üstün bir gaye yoktur.O halde insan,en kıymetli malı olan aziz ömür parasının tamamını ilme sarf etmelidir.Zira o yüksek derece,ilim ile kendisine mülk olur.Ahirete intikalinde de ilim kendisiyle beraber gelir,yine orada da kendisinin mülkü olur.Bir insan ilme malik olduktan sonra,ömrünün sonuna kadar günden güne derecesi artar.Çünkü Cenabı Hak Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Allah sizden iman edenleri ve ilim verilmiş olanları derecelere yükseltir." (Mücadele 11) İbnu Abbas (R.A.) : "Alim mü'min,cahil mü'minden yedi yüz derece daha üstündür.Her derece arasında yerle gök arası kadar mesafe vardır."

Bil ki ilmin nevi'leri çoktur.En üstünü,öğrenmek isteyen kimseyi Allah'a yaklaştıran ilimdir.Bu ilim de çok çeşitlidir.Salik için en iyisi,en faydalı olanından,yolunda kendisine azık olacak kadar almaktır.Bunu okuyarak,dinleyerek öğrenir.Bundan sonra salih amel ile,nefis ve heva mücahedesiyle en yüksek gayeye yönelmelidir ki,bu veraset ilmidir.Çünkü Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz: "Bir kimse bildiğiyle amel ederse Allah onu bilmediğinin ilmine varis kılar." ve: "Kim kırk sabah halisane ibadet ederse kalbinden diline hikmet pınarları fışkırır." buyurmuşlardır.Bu ilim peygamberlerin ve velilerin ilmidir.Çünkü nebiler ve veliler okuyup çğrenme (diraset) ilmiyle değil,veraset ilmiyle yani amel ve mücahede neticesinde elde edilen ilimle Peygamberliğe veya veliliğe ermişlerdir.Bu ilim,kulun kalbine Allah korkusunu sokar.Kul,bu ilim sayesinde Allah'ın nuriyle işitir,görür,konuşur ve yürür.Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Kulum bana nafilelerle de yaklaşır o kadar ki onu severim.Ben onu seversem,onun kulağı,gözü... olurum." İşte Adem'in ibadetleri de böyle idi.Yani az bir zamanda kendisinden küçük bir günah çıkınca sevgilinin ayrılığına dayanamadı.Kalbinden pişmanlık,dilinden tevbe eksik olmadı.Daima şöyle diyordu: "Ey Rabbimiz,biz nefislerimize zulmettik,eğer bizi bağışlamaz,bize merhamet etmezsen elbette ziyan edenlerden oluruz." (A'raf 23) Öyle üzüldü ki iki yüz sene ağladı.Tevbesi kabul edilinceye kadar kalbi rahat etmedi.

Bir de İblis'in haline bak ki,Allah'a bin sene şöyle,bin sene böyle ibadet etti de yine Allah'ın muhabbetine nail olamadı.Çünkü muhabbetinde sadık değildi. "Beni azdırdığından dolayı doğru yolunda onların önüne oturacağım." (A'raf 16) demesi,onun,samimi olmadığını gösterir.Adem oğullarını saptırmak karşılığında sevgilinin ayrılığına razı oldu.Bulunduğu kötü halden dönmedi ve hiçbir zaman haline pişman olup ağlamadı.Bunda ibret alanlara çok ibretler vardır.Bunun içindir ki Hz.Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz: "İhlas ile yapılan az amel,ihlassız yapılan çok amelden hayırlıdır." buyurmuşlardır.

Bil ki: Adem Aleyhisselamın ilminin semeresi,kendisi meleklerden daha bilgili olduğu halde "Ey Rabbimiz,nefislerimize zulmettik" (A'raf 23) sözüyle açığa vurduğu tevazu'udur.Meleklerin ilminin semeresi de Adem'i görmeden önce itiraz şeklinde tecelli eden sualleri ve hakikatı anladıktan sonra onu kabul etmeleridir.İblis'in ilminin semeresi de bin sene ibadet ettiği halde Allah Teala'ya i'tirazıdır.

Bil ki: Zahir ilim güzeldir,amellerin tohumudur.Ama zahir ilmin güzelliği,Adem'in ilmi olan ism-i esma ile olur ki bu,batın ilmidir.Çünkü tek başına zahir ilim,sahibini melek de olsa katı kalbli,kaba kılar.Nasıl ki Adem'in hilafeti sırasında melekler Allah'a itiraz etmişlerdi.İblis de "Beni azdırırsan,..." demişti.Bu,Allah ile konuşmada böyle olmuştur.Ya Allah'tan başkasıyla konuşsalardı nasıl olurdu? Ama bu herkes için böyle demek değildir.

Fakat batın ilmine gelince bu ilim,sahibini halim-selim,müsamahakar,usanç verici değil cana yakın,mütevazı yapar,çünkü Adem Aleyhisselam "Ey Rabbimiz,nefislerimize zulmettik" demişti.Halbuki melekler merhameti,şefkati,yumuşak huyluluğu,ancak Adem'i görüp ettikten sonra öğrenebildiler.Çünkü şöyle dediler: "Seni tesbih ederiz,bizim senin bize öğrettiğin ilimden başka ilmimiz yoktur." (Bakara 32) Nerede kaldı o "Orada fesat çıkaracak,kan dökecek kimseleri mi halife yapacaksın? Halbuki biz seni hamd ile tesbih ediyoruz ve seni takdis ediyoruz" sözleri ve nerede kaldı "Bizim senin bize öğrettiğin ilimden başka ilmimiz yoktur sözleri.Artık anla.Çünkü meleklerin ilmiyle Adem'in ilmi arasında ve ikisinin,ilimlerinden hasıl olan ahlakı arasında büyük fark vardır.Bununla beraber yine de biri,ancak diğeri sayesinde güzel olur.Bu iki ilim,ruh ile ceset gibidir.Bunun içindir ki Musa Aleyhisselam'a,Hıdır Aleyhisselam'ı bulması ve ondan (manevi ilim) öğrenmesi emredilmişti ki kendisinden "Dünyada en bilgin benim" sözü gitsin.İmam Şafii,Ümmi olan Şeyban-i Ra'i'nin yanında,okuldaki çocuk gibi otururdu.Batın ilim erbabı da zahir ilmin şerefini inkar etmezler.Nitekim Seriy,Cüneyd'i ilm-i zahiri öğrenmeye teşvik ve onun muvaffakiyeti için kendisine şöyle dua ederdi: "Allah seni Hadisi bilen mutasavvıf eylesin."

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.