KIRK SEKİZİNCİ SOFRA

 

KIRK SEKİZİNCİ SOFRA


Bil ki: süluk eden nefsin merhaleleri,hakikatte sayısız ise de,ehlullah bunun esrarlarını yediye ayırmışlardır.Nefis,her merhalede,bulunduğu merhaleye münasip bir isimle adlandırılır: Emmare,Levvame,Mülhime,Mutma'inne,Raziyye,Marziyye,Safiyye.Salik,ilk dört merhalede koyu bir karanlık içerisinde,gizli badiyelerde,her türlü haşerat ve yırtıcı hayvanlarla dolu ıssız çöllerde gider.Son üç merhalede ise yavaş yavaş bildiği bir yolda süluk eder.Bazan hidayette (doğru yolda) gider,bazan sapar.Yani önce kalbden bir pencere açılır.Sonra beşeriyyet galebesiyle kapanır.Sonra Ay kadar açılır,yine kapanır.Sonra Güneş kadar bir pencere açılır,yine kapanır.Sonra gölge vücut evi,aradan kalkar "nerede" sözü aradan kalkar.(mekan kalkar).O zaman salik,kalb yüzünü,gökleri ve yeri yaratan Allah'a yöneltir.

Bil ki bu nur,cüz'i ruhun nurudur.Kalb penceresinin MELEKUT ALEMİNE ilk açılışında yıldız şeklinde görünür.Sonra Kamer şeklini,sonra Güneş şeklini alır.Sonra salik,ruh makamından MUTLAK HAZRET'e geçer.O zaman kendisine "Nerede olursanız,gökleri ve yeri yaratan'ın yüzü oradadır." sırrı zuhur eder.

Sülukten maksat,cüz'i ruhun,KÜLLİ RUH'a kavuşmasıdır.Külli Ruh için Hz.Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Allah ilk defa benim ruhumu,nurumu ve aklımı yarattı." İşte bütün peygamberlerin ve kamil velilerin gittiği Allah'ın GENİŞ ARZ'ı budur.Peygamberlerin ruhları kötü ahlaktan temiz olduğu için sülukleri MUTMA'İNNE'den başlar.Buna Allah-ü Zülcelal Hazretlerinin İbrahim Aleyhisselam hakkındaki: "Gece onu örtünce bir yıldız gördü" sözü delalet etmektedir.Fakat peygamberlerin haricindekiler,ilk süluk gecelerinde Güneş'i ve Ay'ı bırak yıldız dahi göremezler.Ta beşinci makama ulaşıncaya kadar.Eğer denilirse ki: "Pek iyi bundan peygamberlere eksiklik gelmez mi?" Deriz ki: Bundan,onların yüce makamlarına hiçbir eksiklik gelmez.Zira onlar,eğer sonlarında erişmiş bulundukları makamlara başlangıç hallerinde erselerdi,doğar doğmaz hemen peygamber olmaları lazım gelirdi.Onlar,Nefs-i Mutma'inne'den süluk edip peygamberlik makamına ulaşmışlardır.Rüşd ile yolların güzelinden en güzeline çıkan kimseye "sapıktır" da denilemez.Sapık o kimsedir ki açık yolu bırakır da başka yola girer.Fakat açık yoldan daha açık yola giren kimse ne kadar yükselse sapık olmaz.Bu,Allah Teala'nın,şu sözüyle bütün yarattıklarına vaz'ettiği bir sünneti (adeti) dir: "Sizden hiç kimse yoktur ki,oraya (cehenneme) uğramasın.Bu,Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kat'i bir hükümdür." (Meryem 71) Böyle oluyor ki bilgileri tam ola.Eğer salik,bütün makamlardan geçmezse,kemali tam olmaz.Keza peygamberler için "Süluklari MUTMA'İNNE'den başlarsa ilkinki halleri ne olacak; onu görmemişlerdir? şeklinde bir sual da sorulamaz.Çünkü onların ümmetleri,kendi nefisleri durumundadır.(Ümmetleri ilk halleri geçmekle kendileri de geçmiş,o halleri ümmetleri vasıtasıyla görmüş olurlar).Artık anla.Bu mesele başka bir tarzda On Üçüncü Sofrada da geçmişti.

Şeyh Mahmud el-Üsküdari,Mecalis'inde şöyle demiştir: "Bizim şeyhimiz (Ks.S.) şöyle derdi: Tevhidin on iki kapısı (yolu) vardır.Celvettiyye,bunları tevhid ile geçerler.Çünkü onların seyirleri yakindedir.Halvetiyye bunları esma ile geçerler.Çünkü onlar berzahte seyrederler.Halvetiyyenin seyr ettiği "Fi'iller cenneti,sıfatlar cenneti,zat cenneti" dir.Çünkü İbnu Abbas (R.A.) den rivayet edildiğine göre cennet yedidir.Bunlardan dördü yakin ehli için olursa celvetiyyeye mahsustur.Üçü de berzah ehline yani Halvetiyyeye kalır ki fi'iller cenneti,sıfatlar cenneti ve zat cennetidir."

El-Es'ile ve'l-Ecvibe risalesinde: "Şeyh Mahmud,şeyhinden,izafetleri düşürmenin ne olduğunu sorduğunda şeyhinin cevaben: "İnsanlar bu hususta çok şeyler söylerler.Fakire göre bunun manası,ubudiyyetin kemalidir." demesine gelince:

Bu fakir der ki: "O gün vezin (ölçü) Hak'tır." (A'raf Eğer basiret sahibi isen,mizanı ağır gelenle hafif geleni bilirsin.Bil ki: Her kim izafetleri düşürüp dar beşeriyyet yurdundan Allah'ın Geniş Arz'ı uzayına hicret ederse-ki bütün nebiler,resuller ve kamil veliler süluk ile yavaş yavaş oraya hicret etmişlerdir.Ona ya Resul,ya nebi,ya veli,veya arfi-i billah denir.Fakat hicret edip de henüz oraya kavuşmayan,yolda bulunan kimseye ya Halveti,ya Celveti,ya Kadiri,ya Gülşeni,ya Mevlevi,ya Nakşibendi denilir.Yollar mahlukatın nefesi sayısınca çoktur.Ehl-i Tarik eğer yürüdükleri yolun ilk vazı'ı Allah ise birbirine tercih edilmez.Mutlak vücut fezasına vasıl olan saliklerin tam misali hacılardır.Hacılar da her taraftan Kabe'ye gelirler.Şimdi bunlardan bir kısmına hacı denip,ötekilerine haccında mı denir? Bunu anladınsa Şeyh (ks.S.) in maksadını da anlamış olursun.

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.