ON DOKUZUNCU SOFRA

 

ON DOKUZUNCU SOFRA

 

Sadrettin Konevi (Ks.S.) Şerhul-Ehadisi'l-Erbain'in yirmi yedinci Hadis şerhinde şöyle demiştir: "Allah'ın Resulü (S.A.V.) in şöyle buyurduğu sabit oldu: "Zaman döndü,dolaştı,Allah'ın yeri göğü yarattığı gündeki hali üzre geldi." Bu hadisin sırrının keşfi manası şöyledir:

Bil ki bu Hadis,kamillerin ittıla,kasbedilebileceği ilahi ilimlerden birçok umdeleri ihtiva etmektedir.Bunlardan biri,Arşlık devresinin başlamasıdır.Bil ki olgun keşif göstermiştir ki: Arşlık devresi Mizan'dan başlar.Ondan Hut'a geçer.Allah semavi ruhları devirlerle,asli,külli,belirli suretlerle Arş'ın karnına (içine) koymuştur.Bu altı burcun hükmü yirmi bir bin yıldır.Hamel burcundan sünbüle burcuna kadar hükmen elli bin yıl gelmiştir.Burada işaret edilen emr-i İlahi mucibince,insanlık nev'i Sünbüle devrinin ilk hükmünde meydana çıkmıştır.Bunun müddeti yedi bin yıldır.Bizim Peygamber Efendimiz (S.A.V.) in zuhuru Sünbüle devrinin sonuncu binindedir.Bu zuhur Sünbüle devri hükümleriyle ahirete mahsus mizan devri arasını toplayan berzahi (aracı) cüzlerdedir.İlim erbabının burçlar hakkında söylediklerinin benzeri Zevatü'l-Cesedeyn (iki cesetliler) dir.Çünkü bu zamanın yarısı da istikbal faslının özelliğiyle karışıktır.Nebi Aleyhisselam'ın bi'seti (gönderilmesi) zamanı ki bu zaman dünyanın ahiretle karışma zamanıdır,tıpkı şer'i gündüzün evveli olan sabahtan,güneşin doğmasına kadar olan zaman gibidir.Sabahla güneşin doğması arasındaki zaman ne ise Resul'ün gönderilmesiyle kıyamet arasındaki zaman da odur.Nasıl şafak attıktan sonra ışık yavaş yavaş artarsa,ahiret ahkamının zuhuru da bi'setten,güneşin battığı yerden doğmasına kadar artar.İşte buna Peygamber Efendimiz şu sözüyle işaret buyurmuştur: "Ben o zamanda gönderildim ki benimle kıyamet şu iki (parmak) gibi (birbirine) yakındır.Az daha o beni geçecek." Bu hususta daha sayılamayacak kadar çok işaretler vardır.Sonra Konevi izahının sonlarında şöyle diyor: Ama insan nev'inin zuhur zamanı,bu yedi bin yıla münhasır sanılmasın.Öyle değil.Bundan maksad şunu anlatmaktır: "Yüce Allah,külli devrenin başında adı geçen şeyleri yarattı.Hüküm ve emr-i ilahi Sünbüle burcuna gelince Adem'i yarattı.Devirlerin sayısını ve Sünbüle burcuna intikal edenleri Allah bilir.Bir de Allah bunları kullarından bazılarına bildirir.Onlar bilir ama söylemezler." Sadrettin Konevi (Ks.S.) nin sözü bitti

 

İbnu Arabi ve Konevi'ye göre bütün kainatta bir tek varlık vardır.O da Allah'tır.Diğer varlıklar,kendiliklerinden bir varlığa sahip olmayıp O'varlığyla vardırlar.Güneş ışığının var olması gibi.

Allah,kainattan önce var idi,halen de yine öyle vardır.Zatı,asla değişmez.Ancak tecellileri değişir.İşte O'nun değişik tecellileri,kainattaki varlıkları,şekilleri meydana getirir.Allah'ın üzerinden zaman geçmez.Zaman biz insanlar içindir.Allah kainatı başka bir maddeden değil,kendinden yaratmıştır.Kainatı yaratmak isteyince,isim ve sıfatlarını açığa çıkarmıştır.İşte Allah'ın isim ve sıfatları,bu kainattaki şekilleri meydana getirmiştir.Yani kainat,O'nun isim ve sıfatlarının görünüşünden başka bir şey değildir.Varlığın şekilsiz hali Allah'tır.Buna Gayb-i Mutlak mertebesi de denir.Bunun mahiyyetini kendisinden başkası bilmez.Bunun altında derece derece varlığın şekil almış hali de yaratıklar,yani şekilli varlıklar alemidir.Şekilsiz varlığın,şekiller alemini meydana getirişine,Allah'ın isim ve sıfatlarında sereyanı veya Allah'ın eşyaya inmesi denir.

Allah ilk tecellisiyle Akl-ı Küll veya Akl-ı Evvel'i meydana getirmiştir.Akl-ı Külden taşan tecellilerle de derece derece diğer yaratıklar hasıl olmuştur.Şekilsiz varlığın,bu şekiller alemini meydana getirmesi,kademe kademe olmuştur.Mutasavvıflara göre varlık beş mertebeye ayrılmıştır.İlk mertebe Gayb-i Mutlak mertebesidir.Son mertebe ise Madde alemidir.Varlık ilk mertebeden başlayarak yaratıkları meydana getirir,çeşitli varlıklar ve şekiller halinde görünür,döne döne tekrar ilk haline gelir.Yani Akl-ı Külden başlayan yaratıklar alemi tekrar Akl-ı Külle ve sonunda Allah'a kavuşur.Bu suretle varlık bir daire teşkil eder.Dairenin bittiği nokta,başladığı noktadır.Böylece "Başlangıç O'ndandır,dönüş O'nadır." ayetinin sırrı meydana çıkar.İşte Niyazi,Çizdiği bu daire ile Konevi'nin bu fikrini izah etmektedir.

Müeelifin talebesi,Kari-i Mısri de daire kenarına Sadrettin Konevi'nin Fatiha tefsirinden bir parça almıştır.Orada bu gerçek izah edilir:

"Mertebe,her şeyin hakikatinden ibarettir.Fakat o şeyin soyut varlığı yönünden değil,o şeyle,onu meydana getiren birleştirici nisbet ve o şeye tabi olan hakikatler yönünden.Önce de açıkladığımız gibi hakikatler birbirine tabidir.Tabi,metbuun halleri ve gerekli sıfatlarıdır...

"Hakk'ın zatı ve mertebesi vardır.Hakk'ın mertebesi,O'nun ilah olması nisbetinin düşünülmesinden ibarettir.Bu nisbete mahiyeti itibariyle ULUHİYYET denmiştir."

"Hak'ın zatı,bütün bağlılıklardan,itibardan tecerrüdü,kendisinin hiçbir şeye,hiçbir şeyin dekendisine münasebeti olmadığı mertebe hakkında hiçbir şey söylenemez.Hakk'ın halka,halkın da Hakk'a bağlı bulunduğu mertebede ise Allah'ın zatına haller ve sıfatlar nisbet edilir.Çünkü halk,Hakk'ın görünme ve meydana çıkma yerleridir.Rıza,gazap,icabet,sevinç,ve saire gibi şeyler ki bunlara şuun denmiştir.Her müessirde birtakım sıfatlar vardır ki bunlar,O'ndaki üluhiyyet mertebesidir.Bu mertebenin kabz,bast,yaşatma,öldürme, kahr vs.gibi şeylere mahsus halleri vardır.Bunlar mertebenin hükümleridir.Bu genel mukaddimeyi bil ki,Allah'ın izniyle yararlanasın. "Sadrettin Konevi'nin Fatiha Tefsirinden."

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.