OTUZ SEKİZİNCİ SOFRA

 

OTUZ SEKİZİNCİ SOFRA

 

Şimdi bahardır.Ticaretinde kazançlı olan kimse,sevgilinin,kendisini dost olarak yanına aldığı kimsedir.Sevgili ağzında şarap varken birini yanına alsa,o kimse sırrına vakıf olur diye üzüntü içinde kalır.Onun için sevgilinin aklı kendisini ayıplayarak der ki: "Her koğuculuk yapan alçaktır" Yani sevgili kendi kendine der ki: "Eğer sen bu sırrı ifşa edersen alçaksın.Kimseye açma,yoksa kederin artar,ifşa ettikten sonra pişman olsan da artık fayda vermez." Bu mahzur ile beraber o (sevgili) birini o halinde kendine nedim alırsa,o sırrın nedimi olan mürid,kazançlıdır.

Bunun izahı: Kasip (kazançlı) dan maksat,aşık olan müriddir.Bahardan maksat,gençlik günleridir.Sevgili,mürşiddir.Burada sevgili,halk arasında dürüstlüğü,iyi hali,temiz huyiyle,ırz ve namusunu korumakla tanınmıştır.Ama aslında kendisi halktan gizli gizli şarap içmekte fakat onun bu halini hiç kimse bilmemektedir.Birisi haline muttali olnca üzülür.Sevgilinin aklı,şarap içmeyi kim olursa olsun insanlardan herhangi birini kendine özel dost seçer,aklı ve üzüntüyü,mahcubiyeti düşünmezse işte dünyada kazançlı olan,sevgilinin sırrına nedim olan o aşık müriddir.

Şimdi bil ki: Meşayih,o mahbuptan daha azizdir.Meşayihin sırrı,o mahbubun sırrından daha mahremdir.Şeyh,kabiliyetli müridlerinden birini hakikat ve rububiyyet sırrını kendisine açmaya ehil görürse o mürid,kasib'tir;başkaları değil.O halde o mürid,şeyhin kıymetini bilmelidir ki kendisi de onun gibi aziz olsun.Fakat şeyhin kendisine açtığı İlahi sırrı ifşa ederse talii ters döner ve İblis gibi merdud olur.Hasılı salik,teslimiyyetinde ve istidadında öyle olmalıdır ki mürşidi onu kendi sırlarına mahrem kılabilsin.Mürşit de öyle olgun olmalıdır ki irfanının ve esrarının şarabı,saliki sarhoş edebilsin.

Sonra salik,sırrı saklamalı,onu ruhunun sandığına koymalı,lisanını tutmalı o hususta ölü gibi olmalıdır.Ahmed,Buhari,Müslim ve Tirmizi Ebu Hüreyre (R.A.) den Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Salih kullarıma,(yani Hak'kın ve halkın kendi üzerlerinde bulunan ödevlerini yerine getiren kimselere) gözlerin görmediği,kulakların duymadığı ve hiçbir beşerin hatırına gelmeyen ni'metler hazırladım." Yani O,kullarına Cennete hiç kimsenin görmediği nimetler,hayırlar ve lezzetler saklamıştır.

Ariflerden biri şöyle demiş: Buradaki nimetlerden maksat,Allah'ın,ahirette seçkin kullarına lutfettiği ilahi tecellilerdir.Çünkü bunlar yaratıcılık nimetleridir.Yaradılmışlara mahsus nimetleri Peygamber Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz haber vermiştir.Kur'an'ın haber verdiği üzre gözler onu görmüş,kulaklar işitmiştir.Bunu Kur'an tasrih etmiştir.Daha sonra Peygamber Efendimiz şöyle demiştir: "İsterseniz (hiçbir nefis,kendileri için ne göz sevindirici nimetler hazırlanmış olduğunu bilemez) ayetini okuyunuz." Bu nimetlerle gözlerin içi güler,ruhlar huzur bulur.Mana şöyledir:

Hiç bir nefis,ne seçkin bir melek,ne de mürsel bir peygamber,kim olursa olsun hiç kimse onların yaptıklarına karşılık kendilerine hazırlanmış sevabı bilemez.Ameller içinde de öyle bir amel vardır ki ona da kimse vakıf olamaz.Yalnız Allah bilir ve buna uygun olarak sahibini mükafatlandırır.Hz.Peygamber Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyurmuştur: "Benim Allah ile öyle bir vaktim vardır ki onda bana ne bir seçkin melek,ne de mürsel bir peygamber yetişemez."

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.