OTUZUNCU SOFRA

 

OTUZUNCU SOFRA

 

Şeyh Mahmud el-Üsküdari'ye gönderdiğim mektubun sureti:

Rahmani keremden hiçbir sabah olmadı,felaha çağıran (müezzin),latif,Rabbani sabah meltemini teneffüse hiç davet etmedi ki muhakkak o zaman önce ilmi,sonra ruhi mertebelerdeki tanışma (Allah,bu kainatı yaratacağını ezelde biliyordu.Yani kainat,O'nun ilminde vardı.İnsanlar Allah'ta bir tasavvur olarak mevcut idiler.İşte bu hale İlmi Mertebe adı verilir.Sonra bu tasavvuru latif olan ruhlar haline getirdi.İnsanlar önce tasavvurdan ibaret iken ruhlar haline geldiler.Bu da Ruhlar Mertebesidir.İşte Niyazi Efendi bu mertebelerde insanların birbirlerini tanımalarını anlatmak istiyor.) hükümlerinden biri,kalb-i selim yularını aşk ile çekip nefs yokluğu kamçısiyle onu dosdoğru sevgi yolundaki dostlarla ülfet için sevk etmiş olmasın.(O dostları görmek istiyakını duydum daima) Onlarla ülfete sevk etti ki ayrılık kalksın,ruhlar aleminde olduğu gibi şu gölgeler aleminde de birleşme olsun.Özellikle sıcak dost,aziz ve kerim,seyyid,yüce şeyh,hal ve makam erbabının medar-ı iftiharı,alim,arif,Allah'a yürüyen, (O'nun kapısında) duran,önce sabur,sonra şekur isminin mazharı,her ikisinde de gafur kardeşi görmek arzusu içindeyim.Allah,onu vahdette kesreti,kesrette vahdeti görmekten perdelememiştir.Çünkü erbabı indinde vahdet ve kesret hiçbir zaman birbirine zıt değildir.Asıl kemal,vahdet ve kesreti cemetmektir.Zira bu,Makam-ı Mahmud'dur.

Halkın en fakiri,Samimi kardeş Mısri

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.