YETMİŞİNCİ SOFRA

 

YETMİŞİNCİ SOFRA

 

İsa'nın Adem gibi oluşu ve iki Hasan'ın risaletlerinin,güneşin ahir zamanda battığı yerden doğuşu gibi olması hakkındadır.Enbiya Suresinde Tanrı şöyle buyuruyor: "Bizden kendilerine,güzel (haslet,saadet,yahut iman-ı kamil,salih amel,güzel huy ve kabirden kalkınca Cennetle müjdelenme) va'di geçmiş olan kimseler yok mu işte onlar o cehennemden uzaklaştırılmışlardır,Cehennemim sesini dahi duymazlar.Nefislerinin çektiği nimetlerde ebedi kalırlar.Büyük feza' onları üzmez.(Yani son nefha.Büyük feza',son nefha diye tefsir edilmiştir.Çünkü Allah: "Sur'a üflendiği gün,göklerde ve yerde olanların hepsi ölür" demiştir.Ya da büyük feza',cehenneme dönme,yahut da cehennemin üzerlerine mühürlenmesi veya ölümün kesilmesidir.) Melekler onları karşılar.(Şu şekilde tebrik ederek karşılar) : İşte bu,dünyada size va'dedilen gündür." (Kadi).

Al-i İmran Suresinde: "İsa'nın garip hali,Adem gibidir." Bu,hasmı ilzam için garibi daha garip olana teşbihtir. "Onu (babasız olarak) topraktan yaratmış,sonra ona ol,demiş,o da oluvermiştir." Artık şüphecilerden olma." Celaleyn.

Ben derim ki: İsa da Adem gibi olunca Adem'e öğrettiği gibi İsa'ya da Esma ilmini öğretmiştir.Şüphecilerden olma.İsa Adem gibi olunca iki Hasan'ın risaletlerinin ahir zamanda doğması da güneşin,battığı yerden doğması gibi oldu.Beyt:

"O,fazilet güneşidir,ötekiler de onun yıldızları.Karanlıkta insanlara ışık saçarlar."

Hatipler minberlerde Hasan'la Hüseyin'i tavsif ederken: "İki güneş,iki ay,iki bedr-i münir" diyorlar.Hasılı Allah'ın Resulü (S.A.V.) fazilet güneşidir,onlar da onun iki cüz'üdürler.Onların risaletlerinin,mağribinden doğması,güneşin battığı yerden doğması gibidir.

Ben demiyorum ki Güneşin batıdan doğuşu sırf bundan ibarettir.Diyorum ki onların ahir zamanda doğuşları,güneşin,ahir zamanda batıdan doğmasına benzer.Bunun için risaletlerinin son zuhuru,ahir zamandadır.Nitekim şöyle denmiştir: "Gizli bir hikmetten dolayı nice önce olacak şey,sona bırakılmıştır."

Süyuti İtkan'ın altmış sekizinci nev'inde İbnu Abbas (R.A.) den şunu naklediyor: "Kur'an şücun (yollar),fenler ve yüzler ve içler sahibidir.Onun acaib manaları bitmez.Gayesine varılamaz.Ona rifk ile dalan kurtulur.Şiddetle giren boğulur.Kur'an'da haberler,darb-i meseller,helal,haram,nasih,mensuh,muhkem,müteşabih,zahr ve batn vardır.Zahri (dışı) tilavet,batnı te'vildir.O hususta alimlerle oturunuz,sefihlerden kaçınız."

İbnu Seb'in Şifaus' Susur'da şöyle diyor: Ebudderda (R.A.) in şöyle dediği rivayet edilmektedir: "İnsan KurAn'ın birtakım vecihleri olduğunu bilmedikçe tam fakih olamaz." İbnu Mes'ud (R.A.) de şöyle demiştir: "Evvel ve sonra gelenlerin ilmini öğrenmek istiyen kimse Kur'an okusun."

Ama bu sırf zahir tefsir ile olmaz.Bazı alimler,her ayetin altmış bin anlamı olduğunu söylemişlerdir.Bu da gösteriyor ki Kur'an ma'nalarını anlamakta geniş bir dolaşma alanı vardır. "Süyuti'nin sözü burada bitti."

Hz.Ali (R.A.) in şöyle dediği rivayet edilmektedir: "İsteseydim Ümmü'l-Kur'an tefsiri ile yetmiş deve yükleyebilirdim."

 

MAWÂİDU'L-İRFAN

İRFAN SOFRALARI

Niyazî-i Mısrî

Notlarla çeviren: Prof.Dr.Süleyman ATEŞ.