- VII - SEYYİT HÂCE MUHAMMED NUR'ÜL ARABİ'NİN TEVHİD MERTEBELERİ‏‏

 

 

- VII -

SEYYİT HÂCE MUHAMMED NUR'ÜL ARABİ'NİN

TEVHİD MERTEBELERİ

 

 

   Seyyidin tevhid akidesini tesbit ederken Risale-i sülûkü Hakikat şeyhunâ Tâlbakae isimli risalesini hatırlamak zorunludur. Bu risalesinde hazret, şöyle buyurur:

   Malum olaki Tevhid üçtür. Tevhid demek Hakk'ın vahitliğini kalble zevk etmektir. Evelki Tevhidi ef'al demek cemi halk efalullah olduğunu bilip ve her fiilin rüyeti indinde ol fiilin ayenesinde hazreti maşuku müşahade etmektir. İkinci tevhid: Tevhidi sıfat, Tevhidi sıfat demek halka zahir olan sıfat ayinesinde hazreti maşuku müşahade eylemektir. Üçüncü tevhid zâttır. Tevhidi zât demek cemi halk bilâ hevl velâ ittihad zâtı Hak ile vücutları olduğunu bilip Hak ayinesinde zâtı maşuku müşahade etmektir.

   Mertebe-i Sıddıkiye üç tevhidden ibarettir.Amma kurb (yakınlık) mertebesi ittihaddan ibarettir.İttihadın dört makamı vardır.Evvelkisi makamül cemi'dir.Makamül cem demek Hakk'ı zahir ile Hakk'ı bâtın ile müşahade etmektir. Hadisi nebevide varit olduğu gibi innallahe vekulu alâ lisan abdehû semiallahü limen.

   Samede bu makamda halk ayine oldular.Ayinelerinde halk zahir oldu. İkinci makam hazretül cemi'dir. Hazretül cemi demek halkı zahir ile Hakk'ı batın ile müşahade etmektir. Hadisi kutside varit olduğu gibi: sem'âllezi yesmeubihi ve basare bihi velisanellezi yentuku bihi ve yedelleni bibâtnı bihâ derecelleti bimeşhii biha ve gayrı zalik...... Ve aza ve kuvai cümlesi bu makamda hak ayine oldu. Ayinesinde Halk zahir oldu.

   Üçüncü makam; Cemül cemi'dir. Makamül cemül cemi demek bâtın, zahir cümlesini Hak müşahade etmektir. Ayeti kerimede varit olduğu gibi; Hüvel evvel vel ahir vezzahirü velbâtın. Bu makamda bâtın olan mutlaktır. Zahir olam Mukayyedtir; Cümlesi Hakk'tır.

   Dördüncüsü; Makamı Ahadiyetül cem'dir. Makamı Muhammedidir. Sallallahü aleyhi ve sellem kademi üzere olan ona vasıl olur. Cemül Cem Kabe kavseyn, ahadiyetül Cem makamı ev ednâdır. Makamı ahadiyetül cem demek mukayyedden kayıt ref olmaktır. Kalallahü Teala, külli şey'ün halikün illa veche, buyurduğu makamdır. (58)

   Tevhidin tarifi mertebeler üzerinde yapılmaktadır. Tevhidin makam ve menzilleri olduğu anlaşılmakta. Seyyid, bu makam ve menzilleri üç kademede mütalaa eder. Bunlar: FENA, BEKA, KEMÂL makamlarıdır.Tevhid mertebelerinden: Tevhidi efal, Tevhidi sıfat ve Tevhidi zat Fena makamlarıdır. Cem, Hazretül Cem, ve Cemül Cem Beka makamları olarak kabul edilir. Ahadiyet neşesini ifade eden bir makam vardır ki, bu kemal makamı'dır. Fena mertebelerini geçen velayete, beka makamlarını idrak eden de kemale erişir.

   Seyyid'in makalmları değerlendirmesi için MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR İsimli risalesine bakmak gerekir:

   << Ehlül zevk vel iştiyak ve bade malum ola ki marifet üç kısımdır.>>

   Evvelkisi ilmem yakindir.Yani Allahü teâlâ'yı delil ile bilmek teriki ikidir. İstidlali bilmisildir. Yani hazreti maşukun evsaflarının mislini kendinde isbat edersin. Meselâ sıfatları kudret, iradet, ilim, hayat, semi, basar, kelâm, tekvin zatına sabit olduğu gibi ve dahi asarlarını kendi zatını isbat edersin. Kudret ilâ ahire bu sıfatları kendi zatına mülahaza edip halika izhaz edersin. Zira sanii teâlâ seyri üzere sununu ispat eder. Bu makamda varit olan (enallahe halaka ademe âlâ sûreti ve reeytü rabbi fiy süreti şâbû emret) sûret demek esma ve sıfattır.

   İkinci tarik istidlali bizzarurdur, yani aşık olan kendini âciz ve ahadis ve muhtaç mülahaza edip maşuku kadir ve kadim ve gani olduğunu iman eder. Bu makamda varit olan kelam'u kavle teâlâ: Leyseki mislişey'ün Allahü teâlâya gerek zatında ve gerek sıfatında ve efalinde bir kimseye benzemez. Sıfatı selbiye ve nefsiye ile muttasıftır demektir. Ve (hüve semiyür basir) sıfatı zatiye ile muttasıftır, demek olur. Velhasıl bu ayetin evveli hazreti maşuku zıt ile delalet eder ve ahırı misl ile delalet eder.

   İkinci kısım aynel yakindir. Bu makamda aşık gerek mana ve gerek hayalen ve hissen maşuku aynen müşahade eder. Bu dahi üç makamdır. Evvelki makam Tevhidi efal ve fenayi efal ve tecellii efal ve cennetül efal derler. Salik olan veledi kalp yani zikri kalbi tahsil eyledikte hazreti maşuku cümle efal ayinesinden müşahade edip Allah diye Hâl oluncaya kadar.

   İkinci makam Tevhidi sıfat ve feanayı sıfat ve tecellii sıfat ve cennetül sıfat tesmiye olunur. Yani hazreti maşuku sıfatiyesinden müşahade edip  Allah diye. Andan üçüncü makama naklolunur üçüncü makam Tevhidi zattır, yani hazreti maşuku, yani zat ayinesinden müşahade edip Alla diye.

   Bu üç makam Aynel yakin makamlarıdır. Bunlara marifet derler ve mahvı mahfa ve salik ve fenafillah ve makamı sekirdirler. Sülûku irfan ve aşk budur.

   Üçüncü kısım Hakkel yakin makamıdır, üç makamdır.

   Evvelkisi makamı cem ve kurbu feraiz ve fenayı nefis ve bekayi ruhi ve seyrimahhubi ve surei Necimde meskûr olan denâ makamıdır. Ve berzah derler. Ol makam vahdeti zahiriyedir. Yani cümle eşyanın hakikatleri aynel hak aslen ayar ve ikilik ve kesret olmayarak hatta bu makam sahibine  bu kesret nedir sual olunca cevap vermeye Vahdetle kesretten mahcup ola. Bu makam vuslat oldukta vesvese müntaki olur

   İkinci makam hazretül Cem ve kurbu nevafil ve fenai ruh ve bekaı sır ve surei necimde meskur olan (fetedella) makamıdır. Ve seyri mahbubi derler. Ve bu makamda kesret ve sıfat  tedella ve tenezzül olunur. Yani sıfatları kendine ispat eder. Ve bu makamda kesret sual olunursa kesret sıfatıyle deyu cevap verir.

   Üçüncü makam Cemül Cemi ve vücudi kalbi ve surei necimde mezkür kabe kavseyn makamı budur.Bu makamda efal ve asare tedella ve tenezzül olunur. Kesret; ayni vahdet; Vahdet, ayni kesret olur ve bu makamdan gayri dai bir makam daha vardır. Ahadiyetül Cem makamıdır ve sahvıtaam ve makamı temkindir. Surei necim de varit olan evedna makamıdır. Resulullaha mahsus bir makamdır. Lâkin gerek enbiya ve gerek evliya bu makama hakikatı Muhammedi ile vasıl olur ve bu makam hitam makamıdır. Her bir zerrenin hakikati aynı Haktır, kesret yoktur. Mesela kırk ayineye baksa kırk ayinede görünen birdir. Lâkin Kâmil bazan ilmen yakin makamına tenezzül eder zâtını ve cümle alemi hazreti maşukuna delil ispat eder. Ve bazı aynel yakine telfi edip hakikatı ve Cemi hakayiki mazharü mirat edip esmai maşuku ve sıfatı mahbubu müşahade eder. Ve bazen aynı Hak olup ve aynı zâtı maşuk olur. V e Kâmil olan her makam ile tekellüm eder. Ve herkese aklı fehmedecek kadar ifade eder.Resul sallallahü aleyhi ve sellem aynel yakini avalimi sahabiye ifade ederlerdi. Ve havvası sahabiye kimine Tevhidi efal ve kimine tevhidi sıfat ve kimine tevhidi zât ve kimine makamül Cem ve Cemül Cem ifade ve talim ederlerdi. Halbuki makamları bu makamlardan âlâdır.

   << innehü gıyane âlâ kalbi festağfirullahe fiyi yevmeeti mervet >> buyurdu. Ve Kâmil olan âlâ makamdan aşk için etnâ makama nazil olur. Ve dahi makamatı kemal dört makamdır:

   Evvelkisi velayet. İkincisi: Kurbiyet. Üçüncüsü hurbet. Dördüncüsü nübüvvettir.

   Velayet, bir bir mertebedir ki veli akla olduğu zaman keşfi olur. Ve Hakla olduğu vakit mahcup olur. Ve sıtdıkiyet bir mertebedirki sıddık olan daima hakla olur halkla olmaz. Ve KURBİYET bir mertebedir ki mukarreb gerek hakla  ve gerek halkla olduğu halde asla mahcup olmaz.

   Nübüvvet bir mertebedir ki nebi olan gerek hakla gerek halkla asla bir an mahcup olmaz. Fakat ana dahi nazil olur. Vücudine gayri olan kelâmı ilahi evliya ve sıddıka ve manaya dahi olur. Ve dahi eshabı meratibe kelâm varit oldu; meselâ mertebei velayetten varit olan: (mareeyte şeyen illa ve reeytullahe kabil) ve (baz mareeyte şeyen illa ve reeytallahü bade) ve bazı (mareeyte allahe mâa) dedi ve bu mertebei sıddıkiyette olan  (enelhak) ve bazı (minallah) ve bazı (sübhane mââzâmi şâni) ve bazı (mâafil cebte illallah) dedi. Amma mukarrebler ve nebiler ehli temkin olup asla telvinde olmaz. Ve avama muhalif kelâm demezler. Ve dahi zikrolunan makamların delilleri vardır. Hak Teâlâ buyurdu: (eynemâ tuvellu fesemme vechullah hüvel evvel vel ahir vezzahir vel bâtın ve mâaremeyte izremeyte  ve lâkin Allahe remâ felem nak nelvane büğreke menfinnar ve men mevlâhâ ve sübhanallah) ve ayrı eserde dahi varit. Ve gayri eser dahi vardır. Ve hadisi şerifte dahi varit olduğu gibi (künte sem'â ve basara ve lisane) dedi. Ve bilcümle (innallaheyeküle alellisane abdi semi allahü limen hamide hüve fekulu rabbenâ lekelhamd) varit oldu. Ve dahi tariki hakikatte havl ve ittihad yoktur. Zira hülûl iki şey mevcut olup birbirine şirayet olup. Sütte yağ olduğu ve ittihad iki şeyi birbirine müttehit olur. Acı su ve soğuk su birbirine karışıp bir miracı aharde bir su olur. Halk aynı Hak olmak bu kabilden değil'dir. Belki Kar gibi su vücudundan gayrı birşey olmadığı gibi belki kar, hava soğuk olmaktan suyu donar bir suret olur, kar namı ile müsemma olur. Filhakika karın vücudu yoktur. Belki sudur. Kar aynı su oldu ve lâkin namda ve hükümde birbirine mugayirdir. Su ile taharet olur, kar ile olmaz. Halk aynı Hak olmak, Halk Hakkın zuhurudur ve müstakil vücudları yoktur. Ancak vücud Haktır. Eğer müstakil vücudları olsaydı ikilik lâzım gelirdi.

   Hazreti İmam (R.A.) buyurur:

   << Mâarel halkı fit timsal illâ keşlicet ve ente liehelmâ ellezi hüve tâbi mâa safiil hakikat gayrel mâae ve gayran fi hükmü dâateş şeraii lâkin yetmub yerfâu hükme ve yuğduâ hükmü mâa vel emrü vaki  tecemât illâ saddat vâhidelhâ ve fihhi selâsete fehü ve anhı sâtın >>. (59)

 

    A - Fena makamları:

 

   Vahdeti vücud inancında  olan kişilerin Tevhid, tahkik ve ıtlak üzerinde durdukları ve bilhassa tevhid mertebelerine çok önem verdikleri bilinmektedir. Seyyid Muhammed Nûr ondokuzuncu asrın müceddidi ve yenileyicisidir. Muhiddini Arabi'nin felsefi sistemini yeniden ele alarak inançlarımıza ve hayata indirmekte harikulâde bir başarı göstermiştir. Risaleleri kısa fakat özlü ve büyük ciltleri ihata edecek kadar anlamlıdır. Kendileri en çok tevhid mertebeleri üzerinde durmuşlar ve fena makamlarını ısrarla tekrar tekrar talim buyurmuşlardır. Bütün efalin, sıfat ve zati tecellinin Hakk'a ait olduğunu, Hak'tan gayri birşey bulunmadığını hikmetli sözleryle anlatmaya çalışan Seyyid hazretleri ŞERHİ SIRRI TEVHİD isimli risalesinde şöyle der:

   Şu risalei şerife bir mecalii latife yani letayif nümadır ki tevhidi ilahiyenin  hazinei gaybtan bir kudreti ezeliye ile perrü ziyneti beyan eylemiştir. Şöyle ki: Cemi efal Hak sübhane ve tebareke ve teâlâ Hazretlerine mahsustur. Efali ilahiye ricali safiyei melâmiyeden ehli zevk olanlar meşrebi üzere pervazı vahdeniyeti ilahiye olduğunun sübutu beyanındadır. İnşallahü teâlâ  ve tebareke  kavmı sofiye şunun üzerine içtima eylediler ki tahkik Hak sübhane ve teâlâ Hazretleri Cemi ibadın aynını halik olduğu gibi efalinin küllisini dahi halıktır. Yani Cem, ayan ibad ve ibadın hayırdan olsun şerden olsun, cümlesi cenabı Allah'ın kaza ve kader ve irade ve meşiyeti iledir. Farzı muhal eğer her nevi efal cenabı Allah'ın kaza ve kader ve irade ve meşiyeti ile olmasa abd olmamak lâzım gelir; ve bununla beraber mahlukat olmamak lâzım gelirdi. Hâl şu ki cenabı Hallaku âlem kur'anı keriminde (vallahü halıkun külli şeyin ve vallahu halabaküm ve mâğtağmelun >> nazmı celileleri ile her şey ve ibadın Ayan ve amal ve efalinin halıkı olduğunu beyan buyurmuştur. Amma tevhidi efalin manası tahkik cenabı Allah azimüşşan hazretleri efainde birdir. Mülki zahir ve mülki bâtında andan gayri fail yoktur. Ve umulur ki mekadiri ezeliye üzere caridir. Tahkik Cemi avalimin zâhir ve bâtınında olan hareket ve sükûnet gerek hayır ve gerek şer olsun daima ilelebet aslen fiilinde vahdelâ lâ şerikelehü olan zât eceli âlâ hazretlerinin kitabı mübeyyininde <<maamın dabbetin illâ hüve ahizün binasiyetiha inni Rabbi âlâ sıtın müstakiym >> buyurmuştur. Bu ayeti celilenin manai münifi hiç bir hayvandan yoktur ki hayır ve şer talebinde terk olundu. İllâ Hak celle ve âlâ hazretleri nasiyesinden kabzai kudret ile hayır ve şerre sevk edicidir. Ve herbir hayvan cenabı Hakk'a delil olduğu halde kabzai kudretindedir.Tahkik. Cenabı Bârii teâlâ hazrtleri ehli hayrın islah ve ehli şerrin ifsadı hallerinde tariki adalet ve istikamet üzere hüküm kazasını icra edicidir. Bu bâbta cenabı Fahri risalet sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimz hazretleri << lâ havle velâ kuvvete illa billahil aliyyül azim >> buyurmuştur. Bu hadisi şerifin manai müfidi masiyetle ilâhiyetten dönmek ve itaat Allah üzerine kuvvet yoktur. İllâ bikabzı ve tefayüzden münezzeh ve âli olan maale lemâyürid hazretlerinin mağvetine yani avnı ilahiyesiyledir. Terki menhiyâta kimse kadir olamadığı gibi kimseden hasıl olamaz. İllâ cenabı Hak'tan olduğuna kur'anı kerim sürei İbrahim'de, İbrahim aleyhisselâmdan  hikayet buyurduğu << ....... ve nebiyyi inne nâbüdül esnâm >> nazmı celili ve fiil maverânın kezalik hasıl olamaz. İllâ cenabı Hak teâlâ hazretlerinden olduğuna yine sürei mezburda << rab ecâlli mukimussâlât ve men zerrini >> İlâ aharı... nazmı celileleri delil ve burhanı katıdır. Şu da tahkika umurun küllisi cenabı Allah teâlâ hazretlerinden olduğuna hazreti İbrahim aleyhisselâm sadık ve mâsadak olduğunu tasrihidir. Ve cenabı mevlanın sürei kıssasta buyurduğu: << ve rabbike bi halki mâyeşâ ve yehnâ mâkane lehümül hayre ilâ.... >> ayeti tecellisinin manai zahirisi resen abidde ihtiyarı takyiddir. Ve ihdet tahkik emir böyledir. Çünkü tahkik ihtiyar'ı iğdullah teâlâ hazretlerinin ihtiyarı ile mahluktur. Yani ol ihtiyarı ilahiyede aslen anlar için olacak ihtiyarın devamı ile mecbuldür. Muhakkikin şu makamı tecelli efal ve cennetül efal ve fenai efal ile tesmiye ederler. Ve şu makamın neticesi tevekkül veitisamdır. Tahkiken. Şu müşahade insanda tefevviyet bulduğu vakit halk için kendisinde ihtiras baki kalmaz. Kâmiller dahi tahkik dediler ki insan için kendi nefsine fark ve halk âleme Cem ile nazar etmek lâzımdır ki selâmete erişe... Cenabı vacibül vüdud hazretleri kur'anı keriminde : << kul küllü min indillah ve mâ esabeke min hasenete feminallah ve mâ esabeke min Seyyiete femih nefsik.>> buyurduğu halk ve icat hasebiyle her şey cenabı Allahtandır. Ve hükmi şahi cihetiyle hayırdan ne ki sana isabet eyledi ise cenabı Allah'tan ve ne ki şer isabet eyledisen anı nefsindendir de... Ol bir teeddüb için ki milleti İbrahim aleyhisselâmdır.

   El âyeti: << ve izâ merahte fehü ve bişefiin >> bu ayeti celilenin manai şerifi yine İbrahim aleyhisselâm'dan hikâyeten cenabı Allah'a buyurur.

   Mariz olduğum vakit cenabı Allah bana: << Şifavet verdi. Ve cenabı Fahri âlem efendimiz hazretlerineemre vettebâ milleti İbrahime hanifa ve mâkâne minel müşrikin >> buyurdu. Yani ey habibim sen milleti ibrahime aşikârtebâiyet eyle. Zira İbrahim müşrikinden olmadı. Ey talibi marifet. Şu makamın hakikatine vasıl olmaya irade şudur ki mürşidi kâmilin telkininden sonra senin için ola yani senin üzerine kavlen ve fiilen zahiren ve bâtınen nebii ekrem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine nütabaat lâzimdir. Sonrada kaimen ve kaiden bâlâ gezerken her halde lâ ilâhe illallah ile zikri daim eylediğin halde şu zikr olunan makamı tevhidi murakebe eylemek lazımdır. Hak teâlâ hazretlerinin yardımı ile şu makam senin için hasıl olur. Cenabı Allah zel celal hazretlerinin salavat ve selamı habibi Muhammed Mustafa teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin üzerine ve ali eshabının cemisi üzerine olsun. Velhamdulillahi rabbil alemin.>> (60)

   Demek oluyor ki fena makamlarına adım atan, benlik şalını atmaya mecbur. Kim ki tevhid yolundadır, o kimse (benlik) ve (nefis) ten geçmek zorunda kalır. Vücud ve varlık üzerinde tefekkür ederken kendisine hiç bir şey izafe etmez. Vücut ve fiil Hakk'a aittir. Ancak kusurlar, hatalar nefsimizden sadır olur deriz. Çünkü: Kişi tevhid yoluna sülûk edince zahiren ve bâtınen Resuli Ekrem ile mukavele yapar. Biât eder ona. O zaman da mutabaat, itaat ve her emri yerine getirmek, her nehyinden sakınmak asıl olur. Hazreti Muhammed'in sözü ve fiili ölçü olur insana ve muvahhit, ahlâk-ı MuMuhammedi ile ahlâklanmak zorundadır.

   Üstad Hasan Sabri Dölen'in: << İş birliği, huy birliği ve vücud birliği olarak tarif ettiği tevhidi efal, tevhidi sıfat ve tevhidi zât, fena makamları olup Allah'a erişme, varlığını kaybetme ve fenafillah anlamına gelir. >> (61) Ve bu üç makam tevhidin fenâ makamı olarak anılır.

 

   1 - Tevhidi Ef'âl:

 

   Tevhid mertebelerinin birincisi olan tevhidi efal'i Seyyid Muhammed Nûr RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE isimli eserinde şöyle tarif eder: << Malum ola ki tevhid üç kısımdır: Evvelkisi tevhidi efal'dir. Tevhidi efal demek aşık olan kimesne efali hissiye ve efali kalbiyye ve âfâkiyye ve enfüsiye verâsında hazreti maşukun fiilini ol fiil ile zahir olduğunu zevk eder >>. (62)

   Bu makamı idrak eden << gerek yerde ve gökte gördüklerini, gerek içinde tebip gelen bütün işlerden kendi alakasını keserek hepsini Hakk'a verir. Bunları yapan ve becerenin Hak'tan gayrı hiç bir işleyeni olmadığını bilerek, kalben inanıp zevkeder. LÂ FAİLE İLLA HÛ - ondan başka işleyen yoktur. Rabıtasında hiç bir işi ne kendine ne de başka bir kimseye nisbet etmez.>> (63)

   Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi, mürşidlere rehber olarak hazırladığı (RİSALEİ SALİHİYYE) isimli eserinde tevhidi tevhidi ef'ali şöyle izah buyurur:

   << Suveri berzahiyyeden sâdır olan ef'al, Hakk'ın  olduğu zevkan, yani ilmi kuvva ile şuhud olunacaktır. Suveri berzahiye demek kablel bîat görünen suveri ekvandır ki ol suveri berzahiyyeden meselâ bulut, bir sûret, gök bir sûret; dağlar bir sûret; hayvanlar bir sûret, insanlar bir sûret... İşte bu sûretlere suveri berzahiyye derler. Bu sûretlerden zahir olan işlerin cümlesi ıtlak Hakkındır ve Tevhidi ef'alin ebedi odur ki ef'alin cümlesini, yani bize nisbetle iyisini ve fenasını Hakk'a nisbet ede. Çünkü, ef'alin iyiliği ve fenalığı bize nisbetledir. Yoksa Hakk'a nisbet olundukta cümlesi hayırdır ve isimlerden münezzehtir. Anın için Ehlullah, ef'ali, Hakk'a nisbet eder. Yine Allah zina etti demez. Zira zina ismini icad eden nisbettir. Eğer fiilin kula nisbeti olmamış olsa ol fiilin iyiliği ve fenalığı tayin olunamaz. Ve ef'al salikinin esnâyı zikirde rabıtası:(Lâ faile illallah) dır. Ve kur'anda delili: (vallahü halaküm ve mâ tağmelun) dır ve bir daha delil: (Ve hammelnâküm filberrî vel bahrı) ve bir daha delil: (Zeynel lilnâsi hübbü şehevat) dır. >> (64)

   Tevhidi ef'al neş'esini zevk eden her işin, her hareketin Hak'tan olduğunu bilir ve (Her işin halıkı Hak'tır) der. Bu makam aynı zamanda çok tehlikeli bir yerdir. Zira insanı ibahiliğe sevk edebilir. Bunun için, tevhidi ef'alde (Edebi Muhammedi) dikkat ve ihtimamla aranır. Ve tevhidi ef'ali idrak edenler: << gerek kendi nefsinden ve gerek başkalarından kötü bir iş çıktığını görürse, onu, kendi nefsine ve iyi bir iş yapar veya yapıldığını görürse O'nu da Hakk'a nisbet eder. Buna dair kur'anda: Ve ma esabeke haseneten femin Allah ve ma esabeke min seyyietinfemin nefseke - sana iyi bir şey rastlarsa Allah'tan, kötü bir şey rastlarsa kendinden bil << âyeti kerimesiyle bildirmiş ve anlatmış ve bu terbiye ve nezaketi öğretmiştir.>> (65)

  

   2 - Tevhidi Sıfat:

 

   Efal Hakk'a ait ise,o fiilin zuhur aracı, görüntü imkanı olan esma ve sıfatların da Hakk'a ait olması gerekir. Vahdeti vücud anlayışında asıl olan: fiil, sıfat ve vücud birliğidir.

   Seyyid, RİSALEİ TEVHİDİ İLÂHİYE de tevhidi sıfatı şöyle tanımlar: İkincisi tevhidi sıfattır. Tevhidi sıfat demek aşık olan kimesne Hazreti maşukunevsafı kemalini mahsurunda ve makulünde kalbi ile müşahade eder. Her mevcut ve mahsus ve meful herbirisi hazreti maşukun bir kemal sıfatının mazharıdır. Aşık olan kimesne hazreti maşukun kemal sıfatlarını zerrâti âlemin verasında zevk eder.>>

   Tevhidi sıfatın rabıtası, derceleri ve mahiyeti RİSALEİ SALİHİYYE de anlatılmıştır:

   << Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar, kelâm Hakkındır. Yani diri olan Allahtır ve bilen Allahtır ve kadir olan Allahtır ve işiten Allahtır ve gören ve söyleyen Allahtır. Bu sûrette salik zevkan bilecek ki bu sıfat ile mevsuf olan Zatullahtır. Ve bu sıfatla salike ayine olup ol ayinede hazreti mevsufu müşahade edecektir ve bu sıfatın kur'anda delilleri: evvela hayatın Hakk'a mahsus olduğuna delil:

   (Allahülâ ilahe hüvel hayyum kayyum) ayeti kerimesidir. Yani hayat ancak Hakk'a mahsustu; eşyada görünen hayat Hakk'ın hayatıdır. Zira şeriatta eşyanın hayatı ilahiyye ile kaim olduğunda cümle ehli kelâm ittifak etmişlerdir ve ilim Hakk'ın olduğuna delil:

   (Vallahü yağlemu ve entüm lâ tağlemun) ve (kul innemel ilmu indallah) ayeti kerimesidir. Ve kuvvet Hakk'ın olduğu (innel kuvvetullahü cemian) lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyül azim. Sübaneke rabbike rabbil izzeti amma yesifûn) ve iradet Hakk'ın olduğu: (ve rabbike yahleku mayeşaü ve yahdaru ma kâne lehümel hayreh) Semi ve basar Hakk'ın olduğu: (Leyseki mislihi şeyün ve hüvessemiül basir) ayeti kerimeleriyle sabittir. Ve rabıtası: (Lâ mevsufe illallah) dır. (67)

   Bu eğitim görünen isim ve sıfatların Allah'ın zuhuru olduğuna tam bir inanç telkin eder ve Muhiddini Arabi'nin (Allah - sıfat - Zât) mevzuundaki vahdeti vücud görüşlerini yansıtır. (68) Hayat, ilim, irade, konuşma, işitme (semi), görme (basar), kudret Allah'ın olunca kul'un ne hükmü kalır? Allah'ın zıllı olarak kabul edilen isim ve sıfatlarının aslında Hak saltanatı vardır. İnsan isim ve sıfatların ne olduğunu idrak ederse artık kötülük yapamaz, kimseye kem gözle bakamaz ve hiç kimsenin hakkına dokunamaz, çünkü varlık aleminde Hakk'tan gayrı hiç bir şey kalmaz ki, kişi fenalık edebilsin.

 

   3 - Tevhidi Zât:

 

   Tevhidin üç mertebe üzere olduğunu belirten Seyyid Hazretleri RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE isimli eserinde tevhidi zâtı tarif ederken: << Üçüncüsü tevhidi zâttır. Tevhidi zât demek vahdeti zatiyeyi kesreti mezahiri ile müşahade eylemektir. Ve kesret iledir. Ve kesretin vücudu vahdet iledir. Vahdeti kesret etmeyince ayanda zahir olmaz. Ol kesret hazreti maşukun meratipleridir. Ol meratip iki kısımdır. Birisi müessiredir. Esmai zâti ve evsafı fiiliyedir. Ve birisi gayrı müessiredir: Elvanı hissiye ve manii akliyedir. Makamı velayetin nihayeti budur. Gayrı makam yoktur. Ancak makamı Muhammediyedir. Ona kimse vasıl olamaz. Ancak varis vasıl olabilirler.>> buyurur. (69)

   Vücud birliğini kapsayan ve tevhidde fena makamlarının nihayeti olan tevhidi zât, Allah'tan başka hiç bir vücud olmadığının izahıdır. Bu makam için RİSALEİ SALİHİYE de, Seyyid Muhammed Nûr şunları söyler:

   << Vücud Hakkındır, gayrının vücudu yoktur. Zira: (Külli şey'in halikün illa veche) ve (külle men aleyha faan ve yebkaa vechü rabbike zülcelalün vel ikram) demek eşya madum demektir. Madumun ise vücudu yoktur. Ancak vücud Hak'tır. Bu makamın rabıtası: (Lâ mevcude illallah) dır. Ve bu üç makam eshabına ehlullah ve ehli fena tesmiye ederler.>> (70)

   Kur'anı kerimde beyan olunan : Külli şeyin halikü illa vechehû - Her şey helak olur, yalnız onun vücudu kalır. Eynemâ tevellu fesemmâ vech-üllah - Her nereye dönerseniz dönün, Allah'ın yüzüyle karşılaşırsınız, ayeti celileleri varlığın Allah'a ait olduğuna açık delildir. Onun içindir ki Allah her gün yeni bir şe'n (iş) üzerindedir ve bütün âlem onun hüviyetidir. Bu sebeple Muhiddini Arabi << Allah mahiyetiyle bilinmez, hüviyetiyle bilinir >> buyuruyor. (71)

   Tevhidi zat, velayetin son makamıdır ve bu makamdan sonra tahkik yolu açılır. Tevhid mertebeleri olarak adlandırılan tevhidi efal, tevhidi sıfat ve tevhidi zat aynel yakin makamlarıdır. Ve bunlar ayı zamanda fenafillah ve sekir makamlarıdır. (72)

   Tevhidi zatta salik aşıktır. Demekki tevhidi efalde mürüt olan talip, tevhidi sıfatta muhip ve tevhidi zatta aşık tesmiye olunuyor. (73) Ki bu makamda velayet hasıl olmuştur.

   Tevhidi zat, makamı salistir. Eşyanın vücudları olmadı, vücudun Hakk'a ait bulunduğu, her şeyin Hakk'a nisbet edildiği bir makamdır ve bu makamda salik << hissen ve alken gerek efal ve sıfat ve gerekse zât ayinelerinden vücudullaha rapt olup, yani eşya bir vücud olup vücudu Hak olduğunu mülahaza eder.>> (74)

   Burada sekr tamam olur. Salik vahdet ile kesretten mahcup olur. Hatta bu kesrettir diye sual etsen cevap veremez. (75) Makamı zâtta açılma olur ve kişi bekabillaha vasıl olur.

   Hazreti Seyyid: << Tevhidi zât demek , cemi halk bilâ hevl velâ ittihad zât-ı Hak ile vücudları olduğunu bilip halk ayinesinde zâtı maşuku müşahade etmektir >> diyor. (76)

 

   B - Beka Makamları.

 

   Tevhid mertebeleri fena makamları olan tevhidi efal, tevhidi sıfat ve tevhidi zattır. Vahdet makamları tevhidden sonra gelir ve bunlara beka makamları da denir. << Ve vahdet üç makamdır: Hazretül Cem, Cemül Cem ve Ahadiyetül Cem.>> (77)

   Bekaya eren kişinin benlik ve nefsi olmaz; ancak onlar kulluklarıyla iftihar ederler. Tek varlıkları: Fark'dır. Davranışlarında sadelik ve tabiîlik vardır. Ve onların avamdan farkları yoktur. Farzı ilahiyi eda ederler. Ve emri ilahiye temesük ederler. Halleri daima Hakladır ve bu taifeden birisi ile mülaki olmak ve haliyle hallenmek saadeti uzmadır. Ve Hakk'a vasıl olmaktır. (78)

   Beka makamlarına Hakkel yakin makamı da denir. Seyyid Muhammed Nûr söyle buyurur:

   << ... Hakkel yakin makamı üç makamdır. Evvelkisi makamı cem... ikinci makam Hazretül cem... Üçüncü makam cemül cemi'dir.>> (79)

   Hakkel yakin, ittihad veya beka makamı diye isimlendirilen bu üç makam RİSALEİ SALİHİYYE ve MÜRŞİDÜL UŞŞAK da geniş şekilde anlatılır.

 

   1 - Makamı Cem:

 

   Yükselme durakları makamı zat ile sona erer. Fena mertebelerinden sonra beka mertebeleri, ya da (iitihat makamları) dediğimiz: Cem, Hazretül Cem, Cemül Cem menzilleri gelir. Cem makamı ayrılıktan sonra birleşme makamıdır ve bu makamda Hak zahir, Halk bâtındır; yani görünen Hak'tan başka bir şey değildir. Risalei Salihiyyede Seyyid Muhammed Nur, bu makamı şöyle anlatır:

   Bu makamda salik Hakk'a kuva olur, kuvasında Hak zahir olur ve kendisi bâtın olur.

   (İnnallahe basirun bilibâd)..... ayeti kerimesiyle (innalahe yekulü bilisani abdühû semiallah limen hamide) hadisi şerifi bunu ifade eder. Bu makamda eşya Hak'ta bâtın olur. Şöyle ki eşya denilen suveri ekvandır; suveri ekvan ise gözlerini kapadığın vakitte eşyanın suretleri insanın zihninde bâtın olduğu gibi makamı cemi'de dahi eşya, ilmi ilâhide bâtın olur; zat ile zahir görünür. Bu makam saliki, eşyaya nazar eyledikte suveri ilâhiyeye nazar eyler ve ne ahkam zahir olursa cümlesini Hakk'a isnad eder ve bu ahkama ahkâmı ilahiye tesmiye ederler. (İnnallahe ve melaiketehu yüsellüne alennebi) ayeti kerimesi bunu ifade ve beyan eder. Yani Allah ve Melekleri, yani sıfatı ilahiyenin cümlesi zatı Hak'ta bâtın olduğu cihetle ahkamın cümlesini rica eden Hakk'tır. Anın için Cenabı Allah, miraçta Hazreti Peygambere buyurdu: (kâf ya Muhammed feinne rabbüke yüsalli) ve ( şehidallahü innehû lâ ilâhe illâ Hû) bunu ifade eder. Bu makamda salik, kesreti eşyadan mahçuptur. Bu kesret nedir? diye sual olunca cevap vermekten acizdir ve bu makamda saliki çok durdurmazlar. Zira Hakikatte makam değildir. Belki bir hâli istiğraktan ibarettir. Mecnunun (Leyla benim gayrı Leyla yoktur) dediği gibi... ve makamı cemde eşyanın bâtına rücuunun bir diğer misali, meselâ: düz bir ovada bir direk olsa, sabah güneşi, o direğe vurdukta bir gölge çıkar. İşte o gölge mahlûktur. O gölgeyi güneşin tulûu izhar eyledi. Bir müddet sonra güneş yukarı çıktıkta ve zeval vaktinde ol gölgenin eseri kalmayıp direkte bâtın olur. Salikte dahi, şuhut ve zevk sebebebiyle Hak kemaliyle zahir oldukta, eşya, Zatı Hak'ta bâtın olur, gölgenin bâtın olduğu gibi; gölgenin vücudu haricisi olmayıp ancak göze bir karaltı görünüp belki vücudu zıllisi olduğu gibi halkın dahi vücudü halikisi olmayıp ve yalnız âlemde bir şey olup hariçte asla vücudü yoktur. Yalnız gölgenin inkârı kabil olmadığından halkı dahi inkâr kabil olmaz. Belki halk denilen Hakk'ın ismi zahirinin hükmüdür. Ve mutlaka tecelliyetı hariciyyeden ibaret olup vücudü haricisi yoktur. Anın için Ehlullah buyurdular: (el a'yanü mâ şemtü rayihatül vücud) ayanı sabite vücud kokusu duymadılar. Nerede kaldı ki vücudları olsun. Bu makama kurbi feraiz derler. (80)

   Mürşidi Uşşak ül kebir de Hakkel yakin makamlarının ilki olduğuna temas eden Seyyid, şöyle der: << ... evelkisi makamı cem ve kurbi feraiz ve fenayı nefis ve bekayı ruhi ve seyri mahbudi ve surei necimde mezkûr olan DENÂ makamıdır. Ve berzah derler ol makam vahdeti zahiriyedir. Yani cümle eşyanın hakikatları aynel Hak aslen ayar ve ikilik ve kesret olmayarak... Hatta bu makam vuslat oldukta vesvese munkati olur. >> (81)

 

   2 - Hazretül Cem:

 

   Bu makam iki vechesi olan makamı Muhammedidir. Ve kur'anı kerimde sözü edilen FETEDELLÂ makamıdır. Bu makamda halk zahir Hak bâtındır. Sıfatların zuhuru zevk edilir. Ve bir adı da kurbi nevafildir. Mürşidül Uşşak ül kebir de, Seyyid Hazretleri buyurdu:

   << İkinci makam Hazretül cem ve kurbi nevafil ve fenayı ruh ve bekayı sır ve sürei necimde mezkûr olan (fetedella) makamıdır. Ve seyri mahbubi derler. Ve bu makamda kesret ve sıfatla tedella ve tenezzül olunur. Yani sıfatları kendine isbat eder. Ve bu makamda kesret sual olunursa, kesret sıfatıyla deyu cevap verir. >> (82)

   RİSALEİ SALİHİYYE de Hazretül cem'in tarif ve izahı şöyledir: << Hazretül cem demek, Hak bâtın, halk zahir demektir. Hak batın halk zahir ne demektir? Yani ol halk ki zâtın ilminde bâtın olmuştu ve ilmi ilhâhide mahfuz olmuştu ve ilmi ilâhide mahfuz olmuştur; o ilimde olan esmayı, Hak, kendi vücudüyle izhar edip ve kendi hükmünü esmaya nisbet eylediğinden esma zâhir; zât, bâtın olur. Bu halde gören, işiten, söyleyen Hak'tır; lâkin abdin kuvasiyle... Bu makamda Hak, kulun kuvası olup kulun hayatı Hak'la, kudreti Hak'la, semii Hak'la, basar'ı Hak'ladır. Nitekim hadisi kutside: (İzâ uhibbed abden künte lehü semian ve basaren ve bedien ve lisanen ve rücülen resmeu biviri ve yemsekübi ve yekülü bive yembişi) yani ben kuluma muhabbet eylediğim vakitde o kulumun semi (işitme), ve basarı (görme), yeddi ve lisanı ve ricli olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle söyler, benimle yürür. Bu makama ehlullah (kurbi nevafil) tesmiye ederler. Bu makamın kemaline nail kmseler herkesin bildiğini bilir ve işitir ve görür. Yani kerameti ilmiyye ve kemâlatı sıfatiye kendisinden sadır olur. >> (83)

   Demek oluyor ki cem de Hak zahirken Hazretül cem de Hak batın olmaktadır. Bu mertebe fark menzilidir. Üç buutlu dünya nizamının ve dünya ahkâmının belirlendiği ve ahkamı Muhammedinin mahiyeti hakkında kulun şuurlandırdığı bir ortamdır. İyi, kötü, doğru, yanlış, ibadet, hidayet, dalalet, ahkam ve ahlakın öğrenildiği, ceza ve mükafatın kabullenildiği bir idrak hâlini telkin ederken aynı zamanda iç ve dışın yani bâtın ve zahirin ayniyetine de işaret edilmektedir.

 

   3 - Cem'ül Cem:

 

   Bu menzil vahdeti vücud inancının insan idrakinde gerçekleşmesidir. Cem'ül cem dersini alan artık bu vücudun ne olduğunu bilir. Bâtın, zahir evvel ahir olanı tanır ve bunları insanda müşahade eder ki, bu idrake eren bir insandan kötülük sadır olmaz, kimseye kötülük edemez, hatta kötülük düşünmez. Niyyet ve amel birleşerek insan ihlas menziline varmış olmaktadır. Seyyid Muhammed Nur bu makam için RİSALEİ SALİHİYYE'de şunları yazar:

   << Salik bu makamda (hüvel evvelü velahiru vezzahiru vel bâtın) ayeti kerimesini bir nazarda müşahade edecektir. Şöyle ki Abidden zahir ancak ef'al ve sıfatı  ve vücudi Hak olduğundan abid evvel oldu ve efali ilahiyyenin zuhuru abdin azayı samaniyyesine mütevakkıf olduğundan abid, ahir oldu ve yine Hak, abid suretyle zahir oldukta mahlukat tesmiye olunduğundan abid zahir oldu. İşte bu makamda salik, suveri ekvandan bir surete nazar eyledikte bu dört nisbeti bir surette müşahade edecek ve kendisinde dahi bu dört nisbeti müşahade eyleyecektir. Hatta şuhud galebe eyledikte bir kimse kendisine sual edecek olsa ki (hüvel evvelü velahiru vezzahiri velbatinu) ayeti kerimesinin manası nedir? ol dahi cevabında der ki: Evvel benim, Ahir benim, Zahir benim, Bâtın benim... yahut karşısında olan surete sensin evvel, sensin ahir, sensin zahir, sensin bâtın deyu cevap verir ve bu cevabında sadıktır ki onun şuhudunda Hak, bu suveri kendi vücuduyla izhar eylemiştir. >> (84)

   Seyyidin bu telkin ve tedrisatında vahdeti vücut anlatılmakta ve varlık aleminin Hakk'ın vücudu olduğu gösterilerek edep, ahlak, hoşgörü ve Hakseverlik öğretilmektedir. Öyle ya, bir insan gördüğü bu alemde her şeyin Hakk'a ait olduğu zevkinde ise O'na nasıl karşı kor, O'nu nasıl sömürür, nasıl kötülük eder? Vahdeti vücud insanı maddeciliğe değil, maneviyata iter; haris yapmaz, diğer kâm kılar; Tenbellikten korur, çalışmaya sevk eder;Hak duygusunu şuur haline getirir ve insanları sevmeyi, insana hizmeti en yüksek fazilet ve iman duygusu olarak ilan eder. Seyyid, bütün derslerinde insanı bu yüksek şuura ulaştırmak için gayret sarfeder ve verdiği dersler neticede insanı yüksek bir ahlak ve idrake eriştirir. (85)

 

 

Dip notlar:

--------------------------------------------------------------

 

58) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi.RİSALEİ SÜLUKÜ HAKİKAT.

    Ali Urfi efendi tarafından takris edilen orijinal nüshadan, özel

    kitaplığımızda,sahife:259/260.

59) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK - ÜL KEBİR,

    Ali Urfi efendi tarafından takriz edilenorijinal nüshasından.Sahife:394.

60) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi ŞERHİ SIRRI TEVHİD,Ali Urfi

    efendi tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal

    nushadan,sahife:522/524.

61) Hasan Sabri Dölen, YEDİ DURAK RİSALESİ,1968,İstanbul.Sahife:34.

62) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE,

    Ali Urfi efendi tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan

    orijinal nushadan,Sahife:395.

63) Hasan Sabri Dölen, YEDİ DURAK RİSALESİ,Sahife:51

64) Abdülbaki Gölpınarlı,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER,1931.İstanbul.Sahife.293/294.

65) Hasan Sabri Dölen,YED DURAK RİSALESİ,SAHİFE:54.

66) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE, Ali

    Urfi efendi tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal

    nushadan, sahife:395.

67) Abdülbaki Gölpınarlı,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER,Sahife: 294.

68) Prof. Cavit Sunar,VAHDETİ ŞUHUT VAHDETİ VÜCUD MESELESİ,1960,Ankara,Sahife:72.

    İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ,cilt:8,Sahife:533/555.

69) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE,Ali Urfi

    efendi tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal nüshadan

    Sahife:396.

70) Yusuf Ziya İnan,SEYYİDÜL MELÂMİ MUHAMMED NUR'ÜL ARABİ(hayatı,şahsiyeti,eserleri),

    1971,İstanbul,Sahife:37.

71) Yusuf Ziya İnan,Aynı eser,Sahife:37.

72) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR, Ali Urfi

    efendi tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal nüshadan,

    Sahife:393.

73) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,DAİRETÜL VÜCUD Fİ BEYANİL MAKAMÜL MAHMUD,

    Ali Urfi efendi tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal

    nushadan,Sahife:382.

74) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK,Ali Urfi efendi tarafından

    takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan nüshadan,sahife:381.

75) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK, Ali Urfi efendi

    tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal nüshadan,Sa:381

76) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ SÜLUKÜ HAKİKAT, Ali Urfi efendi

    tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal nüshadan,Sahife:259.

77) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ İSMAİLİYE Fİ BEYANI SÜLUKÜ-S

    SADATÜN NAKŞİBENDİYYE VEL MELÂMİYYE,özel kitaplığımızdaki orijinal nüshadan.

78) Aynı eser,sahife:458.

79) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR,Ali Urfi efendi

    tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal nüshadan.

80) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi,RİSALEİ SALİHİYYE'den Abdülbaki Gölpınarlı,

    MELÂMİLİK VE MELÂMİLER,SAHİFE295.

81) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR,kitaplığımızdaki orijinal nüshadan.

82) Aynı Eser.

83) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi,RİSALEİ SALİHİYYE. A.Gölpınarlı,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER.

    Sahife:296.

84) Yusuf Ziya İnan,Seyyidül MelâmiMuhammed Nur'ül Arabi,1971,İstanbul,Sahife:40.

85) Aynı Eser,Sahife:41.

 

İSLÂM'DA MELÂMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ.

 

Yusuf Ziya İNAN / 1976.