Arifler Gül Bahçesi/4.Bölüm

Arifler Gül Bahçesi/4.Bölüm

 

 

OLALI AŞKINDAN DİLİ MÜNEVVER

(Hakkı Efendi)

 

Birlik tarafından bir haber duydum mu,bana birliten bir haber geldi mi,artık gönlüm kesrette durmaz diyor.Bu alemde gözlerimiz ne görüyorsa bu gördüklerimize kesret denir. İnsanlar, hayvanlar, birkiler,yerler,gökler,dağlar,ovalar,ay,güneş bunlar hepsi birer kesrettir.

Peki bu zatı muhteremin gözüne vahdetten haber gelince bu kesreti ne yaptı? Bu kesretten kaçtı.Nasıl ki Mısri Niyazi Efendi Hazretleri bir sözünde diyor:

 

Halvetten ettim rıhleti

Kesrette buldum vahdeti

Pazarda kurum halveti

Ruzu şebim idü berat

 

Niyazi Efendi Hazretleri Halveti tarikatından olduğundan onu dört duvar arasına halvete kapatmışlar.Fakat,o böyle dört duvar arasındaki bir halvetten rıhlet ettim,yani kaçtım diyor. Nereye kaçmış? Kalabalığa kaçtım ve o kalabalıkta "biri buldum" diyor.

 

Pazarda kurum halveti

 

Dört duvar arasında halvete girmek değil,pazar ortasında halvete girdim diyor. Ruzu şebim idü berat sözleriyle de,her günüm bayram,her gecem Beraat oldu diyor.İşte bu da bir marifetle olacaktır.O,ilimsiz tasavvur edilemez.Çünkü,bu bir ilimdir.Yine Niyazi Efendi Hazretleri bir sözünde diyor.

 

Vahdeti kesrette bulmak

Kesreti vahdette hem

Bir ilimdir ol ki cümle

İlmü irfan ondadır

 

Onun için bu ilim bütün ilimleri kendinde toplar.Bu ilme de Ledün İlmi,Tasavvuf İlmi,Tevhid İlmi denir. Bu ilimle kişi hem kalabalığın içinde olacak,hem de kalabalığın içinde bir'i bulacaktır.Bu nasıl olur? İrfaniyetle olur.Kesretin,yani bu görünen kalabalığın bir vücudu,varlığı yoktur.Bunların her birisi hayalden ibaret olup,vücud sahibi ancak Hak Teala Hazretleri'dir.Bir arif-i billah,bütün bu kalabalığın vücudu olmadığını anladı mı onun gözüne görünen hep bir varlıktır,buyuruyor.Bu da Allah'ın varlığıdır.Okunan ilahisinde Hakkı Efendi Hazretleri kesreti görmüyor,kesret içinde bir olan Allah'ın varlığını görüyor.Onun için: Bu gönlüm kesrette durmaz nedendir,diyor ve ekliyor;

 

Tecelliye doymaz dağ ile taşlar

Lütfü kahrın gözler yaz ile kışlar

 

Cenabı Hak,tecellisini her yere bahşetmiştir.Buna işaret olarak Resulullah Efendimiz bir hadisi şeriflerinde buyuruyorlar: (İza edleytümül hable leyekau alallah) "Yukarıdan bir ipi sarkıtın. Evvela Allah'ın üzerine değer." Çünkü,dağ,taş hepsi Allah'ın tecellisine mazhar olmuştur. Hatta bir iğne dürtecek boş yer yok.Yani Allah'ın tecellisinin olmadığı bir yer yoktur. Onun için dağlar, taşlar bile, Allah'ın tecellisini arzuladıklarını ve ona mazhar olduklarını bildirmek için; "Lütfü kahrın gözler yaz ile kışlar" diyor.

Cenabı Hakk'ın tecellisi iki cihetledir.Biri celali diğeri cemalidir.Celalinden kahr etmesi, cemalinden de lütüf esması tecelli eder.Bir sene içinde bir yaz vardır,bir de kış. Yaz, Allah'ın lütfuna,kış ise kahrına mazhar olmuştur.Öyle ki,kış hiç bir bitki bırakmadan hepsini kurutuyor.Yaz ise bütün canlıların yiyecek rızkını kemale getirip,her bir canlının rızkını temin etmiş oluyor.Bu da Allah'ın lütfuyla olduğu için şöyle diyor;

 

Lütfu kahrın gözler yaz ile kışlar

Seni gören gözler efgana başlar

 

Kim Rabbini görmüş ise,onun gözünün yaşı asla dinmez. “Akar gözümün yaşı durmaz nedendir”. Nedeni mi var? Çünkü,Allah onun gözünden perdeyi kaldırdı ve ona göründü. Görünmesiyle artık o kişinin gözleri,Rabbını gördüğünün bir nişanesi olmuş olur.Onun için gözyaşı aşkın nişanesidir.

 

Aynaya bakıp kendini sanır

 

Bir insan aynaya baktığında kendini görür.Fakat,gördüğünü zannettiği kişi kendi değildir.O bir hayaldir.Cenabı Allah da bizlere varlığını böylece ihsan etti.Bu varlığı bizlere emanet verdi.Bizim aynamızda görünen varlıkları,biz kendimiz zannettik.Neydi bu varlıklar? Varlıkların en büyüğü hayattır,yaşamaktır.Bizim aynamızda yaşamak göründüğünde,biz gene zannettik,yaşamak bizimdir.

Hem Kur'an okuyoruz,hem sözlerini kulağımız duymuyor,hem de manasını düşünmüyoruz. Gerek namazlarda gerek sair zamanlarda okuduğumuz ayetel kürsi'de buyruluyor ki (Allahü lailahe illa hüvel hayyul kayyum) “O Allah tektir,ondan başka bir varlık yoktur. İşte,o tek olan Allah hayatla kaimdir.” Bu itibarla Cenabı Allah hayatı kendisine almış oluyor.Biz bundan gafil olduğumuz için,nasıl bizim suretimiz aynada hayal olarak görünüyorsa ve ona biz diyorsak,bu vücud aynamızda da Hakk’ın hayatı tezahür etmesiyle biz bu hayatı benimsedik.

Bundan sonra bu aynada bir ilim de göründü.İnsanda ilim,bir bilgi var.Biz bunu da kendimize aldık.Bu da bizimdir dedik.Ama Cenabı Hak Teala Hazretleri Kur’anı Kerim’inde buyuruyor: (Vallahu ya’lemu ve entüm la ta’lemun) “Bilen Allah’tır,siz bilmezsiniz.”.

Bundan sonra bir de duyma ve görme varlıklarımız var.Bu da bizim aynamızda tecelli etmiştir.Haddizatında Cenabı Allah kendisinden başka hiç bir şey yaratmadı.Ancak,kendisini müşahede etmesi için bir ayna yarattı.Bu aynaya da Adem aynası dendi.Adem,bir aynadan ibarettir. Biz de onun evlatlarıyız.Böylece bu aynada bir duyma,görme zuhur etti.Bu duymayı, görmeyi de biz kendimize mal ettik. Ben duyuyorum, ben görüyorum dedik. Halbuki (Vehüvesse’miul basir) Yani o tek olan Allah,hayatla kaim olan Allah,aynı zamanda ilim sahibi olan “Allah,duyar ve görür” Merhum Hakkı Efendi Hazretleri bunu demek istiyor.

 

Aynada gören kendini sanır

Hayalinden geçip birgün utanır

 

Resulullah Efendimiz bir hadisi şeriflerinde (En nasu niyamun ve iza matu intebehü) “İnsanlar uykudadır.Öldükleri zaman uyanacaklardır.” İnsanlar ömür boyu uykudadır.Bu uyku nedir? Gaflettir,bilmeyiştir.Onun aynasında görüneni,kendisi zannetti.İşte bu bir uykudur.Ama,Cenabı Allah birgün gelecek uyandıracak.Fakat,o zaman uyanmak insana bir fayda vermeyecektir.Bu uyanma hangi uyanmaktır? Ölümle uyanmaktır.

Cenabı Allah yine buyuruyor: “Allahu Teala hiçbir canlının ruhunu kabzetmez,taki onun yerini göstermeyince.” Yerimiz gösterildiği zaman gözlerimiz faltaşı gibi açılacak, yerimiz cehennem olarak gösterildi mi uyanacağız.O zaman,aman Yarabbi,bize biraz daha mühlet ver, demiş olsak bir saniye bile mühlet verilmez.Ama,bunun çaresi var.

Resulullah Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: (Mutu kable entemutu) “Siz ölmezden evvel ölünüz” ki,bir daha ölüm görmeyesiniz.İşte bu ölümle ölebilen bir kimse uyanacaktır.O zaman önceki yaptıklarından dolayı utanacak.İlahi ne diyordu?

 

Hayalinden geçip birgün utanır

 

Eyvah ben ne yapmışım,ne kadar da cahilmişim,nasıl terbiyesizlik yapmışım.Allah’ın varlığına tecavüz etmişim, yazıklar olsun bana diyeceksin.Ama hadisi şerifin gerektirdiği ölümle ölecek olursan, önce yaptıklarından dolayı üzülsen de kurtulmuş olursun.Lakin “Mutu kable entemutu” ile ölemeyip de ızdırari ölümle ölecek olursan,O zaman ki uyanıklığın sana fayda vermeyecektir.

 

Bu gün uyanmayan yarın uyanır

Yolda duran menzil almaz nedendir

 

Bir kimse yolda duruyor,ama menzil alamıyor.Menzil ne demektir? İnsanın en son varacağı yere menzil denir.

Bu dünya bir imtihan yeridir.Biz de bu aleme niçin geldik? Nereden geldik ve nereye gideceğiz? Sorularına cevap bulduğumuz zaman,menzile varmanın yolunu bulmuş oluruz.Bu soruların cevabına Resulullah Efendimizin bir hadisişerifleri ışık tutuyor. “Dünyada garib bir kimse gibi olun. Asla vatan tutmayın,veya bir yolcu gibi olun,asla ikamet eylemeyin,veyahut kabir ehli gibi olun” Kabir ehli ölüdür ve hiçbir variyeti yoktur.Sen de böyle ol,vatan tutma. Yani gurbetçi gibi ol,veyahut nir yolcu gibi ol,daima ileri yürü.Madem ki yoldasın,menzil alasın, yürümedikçe menzil alınır mı? Bunu teyit eden başka bir hadisi şerif daha vardır: (Menisteva yevmahu fehüve mağbunun) “İki günü bir olan müminzarardadır.” Kim ki iki gününü bir geçirmiştir,yani,dün ile bu günü aynı geçen kimse zarardadır.Peki nasıl olunması lazımdır? Dünkü öğrendiğimiz ilimden bugünkü daha fazla olacaktır.

Allah’ın aslanı İmamı Ali Efendimiz “Ban bir kelime öğretenin kölesi olayım” diye söyledikten sonra bize ne kaldı! Biz niçin böyle bir şeyler öğrenmek istemiyoruz? Niçin bu yolda ayak diretip de,bir adım ileriye atmaya korkuyoruz? Ama bu adım bildiğimiz suret adımı değildir.İnsanın yolculuğu,kendisinden kendisinedir. Niyazi Mısri Hazretleri bir beytinde buyuruyor:

 

Visalülabdi lillahi bila beynin vela eynin

 

Kulun Allah’a kavuşması mesafesiz ve mekansızdır diyor.Orada ne bir mesafe var,ne de bir mekan var.İşte bunun için Cenabı Allah bizi uyarıyor; (Ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verid) “Biz ona şah damarından daha yakınız.” Bu kadar yakınlığıyla niçin onu aramıyoruz,bulmuyoruz? İşte bu aramamız,bulmamız bir ilerlemedir,ilimle ilerlemedir.

Cenabı Hak bize bütün varlıklarını bahşetti.Biz ise bu yolda ayak direttik bir adım ileriye doğru bir mesafe katetmiyoruz. Yani Allah’ı bilmek için hiç cehd etmiyoruz. Yalnız ne var ki, Allah’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınmak yeter, gerisini düşünmeyelim, şeklindeki düşünce yanlış olur.Cenabı Allah,bize bu kadar nimetini verdi,hele akıl gibi bir nimetini verdi ki,bu,en büyük cevherdir.Bunun kıymetini bilelim,çünkü bundan dolayı sorulacağız.

Ey kulum,ben sana akıl verdim.Niçin yaptığın ibadetin nedenlerini aramadın? Ben sana akıl verdim,kitap ta gönderdim.O kitabı okudun,ama niçin anlamaya gayret etmedin? İşte bunlardan dolayı hep sorulacağız.Bunun için,Allah bizden çok ibadet istemiyor ve bizim ibadetimize de ihtiyacı yok.O halde bize ibadeti niçin emretti? Resulullah Efendimize Ashabı Kiram sordular; İbadet nedir Ya Resulullah? İbadet,Allah’ı tevhid etmek ve bilmektir dedi.

Allah’ı tevhid etmemişsin,bilmiyorsun da o zaman senin ibadetinin ne yararı olur? Kur’anı Kerimde buyruluyor: (Feveylün lil mussallin ellezinehüm ansalatihim sahun ellezinehüm yuraüne ve yemneunel maun) “Vay şol namaz kılanlara ki namazlarını gafletle kılarlar, Bilmiyorlar! yatıp kalkıyor ama namazın ne olduğundan haberi yok. İşte onlara yazıklar olsun.

Bazı kimseler de gösteriş için ibadet ederler,yaptıkları ibadete riya katarlar.Halkın arasında kendilerini halka beğendirsinler diye namaz kılarlar.İşte,böyle namaz kılanların vay hallerine diyor. Öyle ise biz her ne yapıyorsak yaptığımızı anlayarak yapmalıyız.Merhum Hakkı Efendi Hazretleri bundan sonraki beyitlerinde;

 

Hakkı ehli gaflet bulmadı şuhud

Bilmedi hakikat nedir bu vücut

Dost ile pazarın kılmayan hasut

Faniyi Beka’ya vermez nedendir

 

Şuhud: Şahit olmaktır.Cenabı Allah bizi birliğine,vahdaniyetine,kendinden başka bir varlık olmadığına şahid olarak yarattı.Fakat,ne yazık ki o ehli gaflet şuhud bulmadı,şahid olamadılar diyor.

Bilmedi hakikat nedir bu vücud

 

Her varlık, insanlar, hayvanlar, dağlar, taş, toprak bunların her birisi birer vücuttan ibarettir. İnsan kendisi de bir vücut sahibidir.Ama bu vücudun hakikatini bilmedi diyor. Hakk’ın varlığından başka bir varlık olmadığını ehli gaflet bilmediler diyor.Bütün bu görüntüler Hakk’ın vücudundan gayri değildir.Öyle ise gözümüz ne görüyorsa görsün,bunlar Hakk’ın varlığından başka bir varlık değildir.Ama bunu kimler bilir? Kimler müşahede edebilir? Gafletten uyananlar.Gaflet uykusundan uyanmış,neyle uyanmış? Biraz önce bahsi geçti. Allah’ın zikriyle uyanmıştır.Allah onların gözlerinden perdeyi kaldırmıştır. onların gözlerinden bir an bile kaybolmaz.

 

Dost ile pazarın kılmayan hasut

 

Hasut: Hasetçi demektir.İnsan kiminle alışveriş ettiğini bilmelidir diyor.Muhiddini Arabi Hazretleri,insanlar günde yirmidörtbin defa Allah’la alışveriş ederler diyor.Nefesimiz kimden alıyoruz kime veriyoruz? Yine burada bir soru çıkıyor.Cenabı Allah her verdiği nimeti için bir soru soracaktır.Fakat nefesimiz için iki soru soracaktır.

Ey kulum nefesini kimden aldın,kime verdin? İşte,bu dost ile Pazar kurmaktır.Bunu ancak arifler yaparlar.Fakat,ehli gaflet olanlar dost ile pazarı kuramadılar.

 

Faniyi Beka’ya vermez nedendir.

 

Fani, yokluktur. Baki,varlıktır.Sen yokluğunu varlığınla niçin değişmiyorsun? Ey insan, Ey Ademoğlu sen seninle sen değilsin,sen boş bir mazhardan ibaretsin.Senin hiçbir varlığın yoktur. Bu yokluğunu niçin varlığınla değişmiyorsun? Yokluğundan çık,yokluğunu bil. Senin yokluğunu Cenabı Allah varlığıyla doldursun demektir.

 

RAMAZAN VE KURBAN

 

Bir sene içersindeki iki olan dini bayramların ilki,Ramazan Bayramıdır.Bu bayrama, Fıtır Bayramı da derler.İnsanın bir yaratılış fıtratı vardır.Fıtrat : Kişinin yaradılışına derler.

Sadakayı Fıtır diye tabir edilen bir sadaka vardır.Bu sadaka,yaradılışımızdan dolayı veriliyor. Cenabı Allah bizleri yaratmasaydı,bu kainatı görebilecek miydik? Tabi ki göremeyecektik.

Bu kainata gelmemizden murat yalnız bu kainatı görmek mi? Hayır.Bu kainatta Rabbımızı, gerek kendi nefsimizde,gerekse afakta müşahede etmektir.İşte bu yaratılışımızın sadakasıdır.

Orucumuzu tutup,fitremizi de verdikten sonra bayrama eriştik.Lakin,burada kafamıza bir soru takılıyor.Fıtır bayramı neden üç gün oluyor? Üç gün olmasının nedeni,üç varlığımızdan geçtiğimiz içindir.Birinci gün,fiilimizi ifna ettiğimiz için,ikinci gün,sıfatlarımızı ifna ettiğimiz için,üçüncü gün,zatımızı ifna ettiğimiz için;veyahut diğer yönüyle zevk etmeye çalışırsak, birinci bayram günü zatımızdan,ikinci bayram günü sıfatımızdan,üçüncü bayram günü de ef'alimizden ifna olduğumuz için üç gündür.

Ayni, Besmeleyi Şerifte olduğu gibi.Çünkü,Besmele önce zatımızdan,sonra sıfatımızdan,daha sonra da ef'alimizden alır.Bu sebeple üç varlığımızdan geçtiğimiz için,Fıtır bayramını yapmaya hak kazandık demektir.

Bundan sonra,Kurban Bayramı gelir.Kurban Bayramı da dört gündür.Peki bu bayram neden dört gündür? Ramazan Bayramının üç günü ile varlığımızdan geçtik.Başka bir varlığımız var mı ki,gene bir bayrama erişelim? Var ya,en kıymetli varlığımız can kaldı,onu da kurban edeceğiz.Yunus Emre Hazretleri bir beytinde şöyle diyor :

 

İsmail'em Hak yoluna canımı kurban eylerem

Çünkü bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerem

 

Kurbandan murat,canı kurban etmektir.Çünkü bu can,kurban olmaya aşıktır.Onu kurban etmezsen,hakkına tecavüz etmiş olursun ve menzilin tamamlanmaz.Şimdi Kurbi Feraizden, Kurbi Nevafile geçtiğin zaman kurban keseceksin,canını kurban edeceksin. Feraizde canlandın,kurban edeceksin.Kurban ettiğin zaman da dört gün bayram olacak.

Bir gün fiilin için,bir gün sıfatların için,bir gün de canın için.Hepsinin toplamı yedi eder. Bu, yedi meratibi ilahiyedir.

Bundan başka ayrıca,bir de Cuma Bayramı vardır.Cuma Bayramı,tüm mü'minlere verilmiştir. Yalnız burada,mü'minlik de iki kısımdır.

 

Mü'mini Kamil

Mü'mini Nakıs

 

Mü'mini Kamil olan kimseler,meratibi ilahiyeyi tamamlamış,kemalatta ve irfaniyette hiç bir noksanı kalmamış olanlardır.

Mü'mini Nakıs olanlar,Tevhidi Ef'al,Tevhidi Sıfat görmüş,Tevhidi Zatı görmemiş, meratibi tekmil etmemiş olanlardır.Ne zaman meratibi tekmil eder,ondan sonra tekmil edilecek tahsil edilecek makam kalmaz,böyle olan,bu merhaleye gelen kişiye,mü'mini kamil denir. Böyle kimseler Cuma Bayramı yapmaya hak kazanırlar.

Seyyid Nizamoğlu Hazretleri bir hikaye remzetmiş. Nefsi Acem kızı,ruhu da Arap oğlanı tabir etmiş.

 

Bir arap gelse araptan

Alaydı bir Acem kızı acemden

Acem bilmez Arap dilin bilirsin

Arapta bilmezse nice kılarsın

 

Burada sözü geçen Arap oğlanı ve Acem kızı birbirlerinin dillerini bilmiyorlar.Şimdi bunlara bir tercüman lazım,başka türlü nasıl anlaşacaklar.Aralarında yabancı bir tercüman da olmaz, o halde bir nikah memuru gelip bunların nikahını kıyacak.Burada nikah memuru mürşid-i kamil'dir.Bu kamil nefs ile ruhun nikahını kıyacak ve bunları izdivaç ettirecek. Bunlardan bir oğlan dünyaya gelecek.Oğlana babası kendi dilini,anası da kendi dilini öğretecek.Böylece çocuk her iki dili öğrenmiş olacak.Baba ve annesine tercümanlık yapacak. Bu ne demektir?

Kişinin ruhu ile nefsi birleştiği zaman, onlardan bir zevk hasıl olacak. Şimdi bu zevk ile gelen tecelli ruhani midir? nefsani midir? Bunu zevk ayırt edecektir. Ama, evvela nikah memurunun nikahlaması şarttır. Yani mürşid-i kamil'e bağlanmak, nikahlanmak şarttır. Ondan sonra gelen tecellilerin ruhani mi,nefsani mi olduğunu o zevk ayıracaktır.Ayrıca onlara tercümanlık yapmış olacaktır.Gelen zevklerde ehli fark olacak.Fark ettiği zaman da hayır mıdır, şer midir ayırım yapacak. Demek,o da diyor ki,bu ikisi birleştiğinde Cuma namazını kılarlar. Kemalat,nefisle ruhun birleşmesiyle mümkün olur.Çünkü kişi Kurbi Nevafilde nefis sahibidir.Ondan sonra nefis ile ruh birleşir,kemalat tamamlanır.Böylece Cumayı kılarlar.

Burada bahsedilen nefis, raziye, merziye olmuş nefisdir. Çünkü,nasıl ruhun yedi sıfatı var ise, nefsin de yedi sıfatı vardır.Nefsin sıfatlarının başında emmare sıfatı gelir. Levvame, mülhime, mutmainne, raziye, merziyye ve safiyye ile yedi oluyor. En tehlikeli yer mülhime sıfatıdır. Bir de emmare sıfatıdır. Mülhime ilhamdan gelir, ilham veren nefse mülhime denir. Mutmainne ise, itminan bulmuş demektir. Raziye, merziye olan nefis ise,o Allah'tan razı, Allah'ta ondan razı, olur. Ondan sonra nefis safiye olur.Bizim dediğimiz Kurbi Nevafil'de nefis sahibi olur. İşte o raziye, merziye, safiye olmuş nefistir,onun zararı yoktur.Allah orada onun ikiliğinden razıdır. Eğer o ikileşmese idi bilinmezdi.

Allah tekliği ile bilinmez, ancak ikiliği ile bilinir. Bak sen varsın, tenin var, bir de ruhun var. Bir olan şey ikilikle görünür, öyle olmasaydı, bir bilinmezdi.